Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık rotasından saptığı 11 Kasım 1938 sabahından itibaren başlayan süreç, bugün yeni ve daha derin bir safhaya evrilmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) Türkiye ayağındaki taşlar döşenirken, bu sürecin son halkası olarak karşımıza çıkan atamalar ve siyasi maşalar, meselenin sadece liyakat değil, bir "temsiliyet" meselesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bu tablonun en trajik ve düşündürücü figürlerinden biri, kuşkusuz Faik Öztrak ve onun siyasi çevresidir. Üç fidanın idamı için Meclis’te el kaldıran bir dedenin mirası üzerine inşa edilen siyasi kariyerler, bugün "gerçek cumhuriyetçilerden" helallik almadan yedi dönem milletvekilliği ile ödüllendirilmiştir. Bu süreklilik, tesadüfi bir siyasi başarı değil; sistemin, kökleri 1938 sonrasına dayanan ABD aşkı ekseninde kendini koruma refleksidir.

Son olarak Erdoğan Kaplan’ın bay butlanın maşası olarak bu yapı içerisine dahil edilmesi, BOP’un yerel ayaklarının ne kadar sistematik bir şekilde tahkim edildiğinin göstergesidir. 11 Kasım 1938'den sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün "Tam Bağımsızlık" ilkesinin yerini alan Anglo-Amerikan vesayeti, bugün bu kadrolar eliyle yeni bir aşamaya geçmektedir. 1947’deki Truman Doktrini ve 1948’deki Marshall Planı ile perçinlenen bu mandacı zihniyet, halkın iradesini değil, küresel projelerin ajandasını öncelemektedir.

Üç fidanı idama gönderen o soğuk elin mirasçıları, bugün helallik dilemek yerine, cumhuriyetin kalelerini "BOP maşaları" ile doldurmayı tercih etmektedir. Bu atama ve siyasi tercihler silsilesi, Türkiye’nin ulusal çıkarlarından ziyade, Washington merkezli stratejilerin yerel uygulayıcılarını taltif etme operasyonudur. Gerçek cumhuriyetçilerin ve tam bağımsızlık yanlılarının bu kuşatmaya karşı sorması gereken soru şudur: 1938’de yarım kalan hesaplaşma, bugün bu mandacı kadrolar eliyle nihayete mi erdirilmek isteniyor?

BOP’un eşbaşkanlıkları ve bu projeye hizmet eden atanmışlar, Türkiye’nin kaderini ABD mandacılığına hapsetmeye çalışırken, tarih bu teslimiyeti ve bu teslimiyete imza atan "maşaları" asla affetmeyecektir. Cumhuriyet, bir "miras" hukuku değil, bir "irade" hukukudur; ve bu irade, dedesinden bugüne mandacılığı bayrak edinenlere teslim edilemeyecek kadar kıymetlidir.