Değerli bilimseverler, son dört yazımı zaman kavramından bahsetmemin temel amacının  özel ve genel görelilik teorilerini en sağlıklı şekilde sorgulama yetisi içindi...

Zamanı anlamaya çalışırken aslında evreni değil, kendimizi anlamaya çalışıyoruz. Fizik için zaman bir değişken, felsefe için bir yanılsama, insan için ise hayatın ta kendisi. Peki akıp giden şey gerçekten zaman mı, yoksa biz miyiz?

Bilim tarihinde zaman, en çok tartışılan kavramlardan biri oldu. Newton, zamanı evrensel bir nehir gibi düşünmüştü; herkes için aynı hızda, aynı yönde akan bir nehir. Ancak Görelilik Teorisi, zamanın gözlemciye bağlı olduğunu gösterdi.

Felsefe ise daha derin bir soru soruyor: Zaman gerçekten var mı, yoksa biz mi var sayıyoruz?

Zamanı ölçen saatler değilde, zihnimiz mi? Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki:

Duygusal durumumuz zamanı hızlandırır ya da yavaşlatır.

Örneğin, yaşımız ilerledikçe zamanın “hızlanması”, yaşımızın duygusallığımıza etkisinin sonucu değil mi?

Biyolojik ritimlerimiz zaman algımızı belirler.

Bu nedenle “zaman hızlı geçiyor” dediğimizde, aslında “ben değişiyorum” demiş oluruz.

Zamanın akışı, insanın akışı diyebilir miyiz?

Evrenin başlangıcını tartışırken aslında zamanın başlangıcını tartışıyoruz. Çünkü başlangıç ancak zaman varsa anlamlıdır.

Modern fizik burada şaşırtıcı bir kapı açıyor:

Eğer zaman evrenle birlikte ortaya çıktıysa, “evrenden önce ne vardı?” sorusu anlamsızdır.

Eğer zaman evrenden bağımsız bir gerçeklikse, evren bir süreç içinde doğmuş olabilir.

Eğer zaman sadece ilişkisel bir kavramsa, başlangıç dediğimiz şey zihinsel bir etiket olabilir.

Felsefe bu noktada şunu hatırlatır: Başlangıç, evrenin değil; bizim kavramsal ihtiyacımızın ürünüdür.

Antik filozoflar zamanın hareketle başladığını söylemişti. Modern fizik bu görüşü tamamen çürütmedi; aksine bazı yönleriyle doğruladı.

Hareket yoksa zamanın anlamı da yoktur. Bir taş yerinde duruyorsa, onun için zaman geçmez. Bir atom titreşiyorsa, zaman vardır.

Bu nedenle zaman, evrenin bir “özelliği” değil; evrenin hareketinin bir “yansıması” olabilir.

Zamanı anlamaya çalışırken aslında kendimizi anlamaya çalışıyoruz. Çünkü zaman, evrenin değil, insanın en büyük gizemidir.

Evren için zaman bir koordinat olabilir. Fizik için zaman bir değişken olabilir. Felsefe için zaman bir yanılsama olabilir. Ama insan için zaman, hayatın ta kendisidir.

Bilime Projeksiyon’un ruhuna uygun olarak sormak isterim:

1-Zaman akmıyor; biz mi? akıyoruz. Zaman değişmiyor; biz mi? değişiyoruz.

2- İlaveten Einstein‘in özel ve genel görelilik teorilerinde ileri sürdüğü uzay ve zaman öngörülerini artık sorgulama zamanı gelmedi mi?