Nazi kamplarının tarihsel arka planı ile ifade özgürlüğünün tamamen ortadan kalktığı modern baskıcı yapılar arasındaki ilişki, bireyin sistematik olarak mülksüzleştirilmesi ve sesinin kesilmesi ortak paydasında buluşur.
Nazi Almanya’sında toplama kampları sadece fiziksel imha merkezleri değil, aynı zamanda toplumun geri kalanına verilen en sert "suskunluk" mesajıydı. En temel demokratik hak olan protesto hakkının "ihtimal" dahilinde bile suç sayılması ve toplumun nefes borusu olan mizahın, komedyenlerin cezalandırılması, Nazi Kampları‘ na giden yolun bir önceki son durağı idi.
Çünkü Nazi kamplarına giden yol, bir gecede inşa edilmemiştir. Bu süreç, gazetecilerin nesnelliğini yitirmesiyle değil, gerçekleri söyleyenlerin tasfiyesiyle başlamıştır. Bir ülkede mizahın ve komedinin suç unsuru haline gelmesi, iktidarın sadece eylemleri değil, zihinlerdeki neşeyi ve eleştirel düşünceyi de kontrol altına alma isteğinin bir sonucudur. Komedyenlerin tutuklanması, toplumun kolektif hafızasına ve moral değerlerine vurulan bir darbedir; çünkü mizahın bittiği yerde korku, korkunun mutlaklaştığı yerde ise açık hava hapishaneleri başlar.
Protesto hakkının bir "tehdit" olarak görülerek engellenmesi, Nazi rejiminin "Schutzhaft" (koruyucu gözaltı) mantığı idi. Bu mantığa göre devlet, "potansiyel tehlike" gördüğü kişileri henüz bir eylemde bulunmadan, toplumun güvenliği bahanesiyle özgürlüğünden mahrum bırakır. Nazi kamplarının kapısındaki "Çalışmak Özgürleştirir" (Arbeit macht frei) ironisi, "Güvenlik için Suskunluk" dayatmasından başka bir şey değildi.
Sonuç olarak, gülmenin yasaklandığı, en doğal hak arama arayışının hapisle sonuçlandığı bir iklim, kampların fiziksel duvarları olmasa da zihinsel duvarlarını çoktan inşa etmiş demektir. Nazi kampları insanlığın fiziksel olarak yok edildiği bir uç noktaydı; ancak bu noktanın başlangıç çizgisi, her zaman bir komedyenin şakasının yarım kaldığı ve bir protestocunun sesinin henüz çıkmadan boğulduğu o andır. İnsan onuru, sadece hayatta kalmak değil, neşeyle ve itiraz ederek var olabilme yetisidir; bu yeti elinden alınan bir toplumun kamp disiplininde yaşamadan farkı kalmamış olduğunu düşünüyorum.

