Tarih 17 Mayıs 1919. Bir ulus, Mondros Mütarekesi’nin getirdiği esaret zincirlerini ve işgalcilerin onur kırıcı pervazsızlıklarını en derinden hissediyor. Ancak Bandırma Vapuru, sadece bir gemi değil, Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında bir milletin yitirdiği umutlarını Samsun’a taşıyan bir inanç abidesiydi.
Mustafa Kemal, yüreğindeki öfkeyi stratejiye, milletine olan güvenini ise bir bağımsızlık meşalesine dönüştürerek yola çıkmıştı.
Üç asra sığmayacak bir mücadelenin temelleri, kısa sürede atılan kararlı adımlarla atıldı. Önce Havza Genelgesi ile Yunan işgaline karşı tüm yurtta bir direniş çığlığı yükseldi. Ardından Amasya Genelgesi, İstanbul ile bağları kopararak milletin geleceğini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını dünyaya ilan etti. Erzurum Kongresinde "manda ve himaye kabul edilemez" denilerek bağımsızlık karakterimiz tescillendi. Sivas Kongresi ise bu iradeyi tek elde toplayarak Ankara’da Millet Meclisinin açılmasına giden yolu açtı.
O günler, "ateşten günler"di. Bir yanda vatan toprağını savunan Kuvayı Milliye, diğer yanda saray destekli işbirlikçi ve dış güçlerin beslemeleri Anzavur vb çeteleri... Türk milleti, hem dışarıdaki işgalcilerle hem de içerideki hainlerle aynı anda çarpışarak varlık mücadelesi veriyordu...
Ve nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı... Güneş henüz doğmadan, Başkomutan Mustafa Kemal’in gözlerindeki o kararlı ışık, düşman mevzilerini aydınlatıyordu. Beş gün sürecek o büyük ateş emri, 30 Ağustos’ta Türk’ün kesin zaferiyle taçlandı. Bu zaferin ardından başlayan Büyük Taarruz, düşmanı bir daha geri gelmemek üzere Ege’nin sularına dökerken, sadece askeri bir başarıyı değil, bir milletin makûs talihini yenişini de simgeliyordu. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimize ve gazilerimize en derin şükranlarımı arz ediyorum.
1919’da başlayan bu yolculuk, 1922’de Mudanya ile fiilen, 1923’te Lozan ile resmen tescillendi ve nihayetinde Cumhuriyet ile taçlandı. Bu zafer, yalnızca askeri bir başarı değil; aynı zamanda çağdaşlaşma yolunda atılmış en büyük adımdı.
Bugün 31 Ağustos. Ülke genelinde belediyeler ve çeşitli kuruluşların, Onuncu Yıl Marşı ve İzmir Marşı eşliğinde konserlerle Zafer Bayramı kutlama haberlerini okuyacaksınız. Ancak bu coşkulu marşların ötesine geçip derin bir muhasebe yapma vaktidir. 11 Kasım 1938’den bu yana, Atatürk’ün vizyonunu ve Cumhuriyet’in bize kattığı değerleri neden hala tam anlamıyla özümseyemediğimizi sorgulamalıyız.
Kurtuluş Savaşı, sadece bir toprak savunması değil, bir zihniyet devrimidir. Bu büyük mirası sadece konserlerle ve marşlarla anmak yetmez; onu anlamak, yaşatmak ve çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine taşıma iradesini göstermek asıl borcumuzdur. Zaferin ruhunu anlamayan, geleceği de konserler ile inşa edemez.

