7 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması‘ güvenlik ve savunma paktıdır. Bu antlaşma kapsamında taraf devletler, birine yönelik herhangi bir saldırganlık eylemini antlaşma taraflarının her birine yönelik bir eylem olarak değerlendirmeyi taahhüt etmiştir. Bu pakt ile ilgili başlıca endişelerim...

  • Ortadoğu ve Avrupa‘nın en güçlü ordusuna sahip iken, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle güvenlik ve savunma paktı içinde olmayı düşündürücü buluyorum. Çünkü...
  • Pakistan ve Suudi Arabistan; ne yazık ki demokrasi kültüründen, sosyal devlet bilincinden ve hukukun üstünlüğünden fersah fersah uzak bir yönetim anlayışıyla anılmaktadır. Halkın iradesinin hiçe sayıldığı, keyfi yönetimlerin hüküm sürdüğü bu yapılar, aynı zamanda küresel emperyalizmin bölgedeki figüranlığını da üstlenmişlerdir. Demokrasiden nasiplenmemiş bu rejimlerle yapılacak ittifakın, demokrasimiz için tehdit oluşturabileceğinden endişe ediyorum.
  • Ülkemiz, Yurtta Sulh, Cihanda Sulh ilkesini şiar edinmiştir. Öte yanda komşularıyla onlarca yıldır süregelen ve zaman zaman kanlı silahlı çatışmalara evrilen kronik sorunlarla boğuşan Pakistan ve Suudi Arabistan rejimleri ile kurulacak "savunma ortaklığının", Türkiye’yi hiç hak etmediği bataklıklara çekme potansiyeli taşıyacağından endişe ediyorum.

O nedenle, imzalanan Mekke Antlaşması‘nın milli çıkarlarımız için kabusa dönüşmesinden endişe ediyorum.

Çünkü ABD ve İsrail, Sudi Arabistan topraklarını kullanarak yürüttükleri kanlı savaşta, İran‘ın direnişi karşısında çaresiz kalmışlardır. İran‘ın Sudi Arabistan‘a karşı yapacağı misillemeler nedeniyle, ülkemizin savaşa dahil olma riski ile karşı, karşıya kalacağından endişe ediyorum.

Şimdi gözler, milli iradenin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrilmelidir. Umuyor ve diliyorum ki; meclis çatısı altında sağduyu ve endişelerim galip gelir, ülkemizi başkalarının savaşlarının bir parçası haline getirebilecek ihtimali olan bu antlaşma ret edilir.