Yıl 2012... Almanya’nın Köln şehrindeyim. Ayaklarımın altındaki taşlara bakıyorum; onlarca yılın yorgunluğuna rağmen sarsılmadan, çatlamadan, ilk günkü vakarla yayalara hizmet etmeye devam ediyorlar. Merak edip araştırınca öğrendiğim gerçek beni hayrete düşürmüştü: O kaldırımlar tam 35 yıldır yerinden oynamamıştı.

Bugün üzerinden yıllar geçti ve aldığım haberlere göre aynı kaldırımlar 49. yılında hâlâ sapasağlam görevini sürdürüyor. Yarım asır boyunca o şehirden nice belediye başkanları gelip geçti ama hiçbirinin aklına o taşları söküp yerine yenisini dizmek, "kaldırım yenileme" adı altında bir şantiye alanı yaratmak gelmedi.

Peki neden? Neden elin oğlu yarım asırlık hizmetle övünürken, bizde her seçim dönemi, her mevsim geçişi bir "kaldırım operasyonuna" dönüşüyor?

Kendi ülkeme, kendi mahalleme dönüyorum. 2008 yılından beri ikamet ettiğim Organize Emlak Konutları’nda, kaldırımların kaçıncı kez sil baştan değiştiğini artık hatırlamıyorum. Sayısını unuttuğumuz bu döngünün son perdesine 12 Ağustos Çarşamba günü bizzat tanıklık ettim. Mevcut kaldırımlarımız hiçbir sorunu yokken, yayalar üzerinde güvenle yürürken, iş makineleri büyük bir "aşkla" taşları yerle bir etmeye başladı.

Bu manzarayı izlerken sormadan edemedim: Bu nasıl bir sevdadır?

Güzel ülkemizin, şehirlerimizin çözülmeyi bekleyen yığınla sorunu varken; altyapı yetersizlikleri, trafik çilesi, yeşil alan azlığı ve sosyal projeler kapıdayken, sapasağlam kaldırımları söküp yeniden yapmanın mantıklı bir izahı olabilir mi? Vatandaşın vergisiyle oluşturulan bütçenin, sırf "çalışıyor" görünmek ya da kaynakları plansızca tüketmek adına böyle heba edilmesi hangi vicdana sığar?

Almanya’daki belediye başkanlarının koltuğu, kaldırımları değiştirmedikleri için sallanmıyor. Aksine, yaptıkları işi bir kez ve tam yaptıkları için o koltuklarda saygıyla anılıyorlar. Bizde ise her yeni gelenin veya her yeni bütçe döneminin ilk kurbanı nedense o dilsiz kaldırım taşları oluyor.

Eğer bu bir sevda ise, bu "candan sevda" artık son bulmalı. Halkın parası toprağa gömülen taşlara değil, şehrin geleceğine, kalıcı eserlere ve gerçek ihtiyaçlara harcanmalı. 12 Ağustos günü tanık olduğum o yıkım anı, sadece taşların değil, milli servetin de nasıl hoyratça savrulduğunun bir göstergesidir.

Böyle bir hizmet anlayışı, böyle bir "kaldırım sevdası" olmaz olsun. Biz, 49 yıl boyunca bozulmayan yolların konforunu ve o paranın başka bir yaramıza merhem olduğu günleri görmeyi hak ediyoruz.