Yarım asır önce çekilmiş bir fotoğraf karesini zihninizde canlandırdığınızda, bugünkü Türkiye’nin ve yaşadığımız siyasi savrulmaların köşe taşlarını aslında tüm çıplaklığıyla görebilirsiniz. Resmin tam merkezinde "Bay Butlan", sağında Abdullah Gül, solunda ise Ekmeleddin İhsanoğlu... Bu kare, sadece geçmişin bir hatırası değil; bugünün kaosunun, stratejik tasfiyelerin ve siyasi kuşatılmışlığın erken bir manifestosu gibidir.

O gün o karede yan yana duranların bugün hangi siyasi iklimin tohumlarını ektiğini gördüğümüzde, sormamız gereken asıl soru şudur: Kim bilir, gelecek yarım asrımızı ipotek altına alacak olan o sinsi pozları şu an kimler, hangi kapalı kapılar ardında veriyor? Bu yüzden, Bay Butlan ve çevresindeki "eşkiya" zihniyetli yapının yaptıklarına şaşırmak, vakit kaybından başka bir şey değildir. Şaşırmayı bırakıp, kendi siyasi öngörümüzü ve nerede hata yaptığımızı sorgulamanın vakti çoktan gelmiştir.

Bu sorgulamanın en somut yansıması, Kapaklı CHP örgütünde tanık olduğumuz toplu istifa hareketidir. Bazıları bu kopuşu bir çaresizlik olarak nitelendirme gafletine düşebilir; oysa bu, çaresizliğin değil, sistematik bir ihanet projesine karşı gösterilen toplu bir direnişin, haysiyetli bir tepkinin adıdır. Ancak beni asıl hayrete düşüren, resmi tüm netliğiyle görmesine, dönen dolapları ve ihanetleri bilmesine rağmen hala bu onurlu direnişe katılmayanların tavrıdır. Mazeretleri ne olursa olsun, hangi bahanenin arkasına sığınırlarsa sığınsınlar; bu suskunluk insani boyutta dahi açıklanamaz. Bu, basit bir siyasi tercih değil; bir gaflet, bir delalet ve hatta açık bir ihanet sarmalıdır.

Gelinen noktada, şu soruyu sormak artık kaçınılmaz bir zorunluluktur: Basına yansıyan haberlere göre, ajanslar üzerinden gönderilen figüranların 950 TL karşılığında kalabalık oluşturduğu bir ortamda, bu ihanet projesinin asli aktörleri neyin peşindedir? Bu kirli oyunun içinde yer alarak siyasi ikballerini, geleceklerini ve itibarlarını tamamen bitirdiklerini bilen ve hala figüranlık edenlere şu soru düşüyor: Siyasi kariyerlerini feda etme pahasına soyundukları bu figüranlığın, bu "rolün" gerçek karşılığı nedir? Hangi bedel, bir insanın kendi halkına ve davasına ihanet etmesini meşrulaştırabilir?