Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine yönelik çalışmalar, Türkiye’nin 2003 yılında taraf olduğu Ottawa Antlaşması (Kara Mayınlarının Yasaklanması Sözleşmesi) çerçevesinde gündeme geldi. Türkiye-Suriye sınır hattındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi konusu özellikle 2009’dan sonraki yıllarda kamuoyunun ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde önemli yer tuttu.
Sınır hattında yürütülen çalışmalar, ilerleyen yıllarda sınır güvenliğinin artırılması amacıyla yapılan fiziki güvenlik sistemleri ve beton duvar projeleriyle devam etti.
MAYIN TEMİZLİĞİ SÜRECİNDE ÖNE ÇIKANLAR
Süreçle ilgili kamuoyuna yansıyan gelişmeler genel olarak şöyle sıralanabilir:
- Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı bölgelerin temizlenmesine yönelik çalışmalar 2010’lu yılların başında hız kazandı.
- Dönemin Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, 2013 yılında yaptığı açıklamalarda sınır hattında önemli miktarda alanın mayınlardan temizlendiğini ifade etti.
- Mayın temizleme faaliyetleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve ilgili kurumların yürüttüğü farklı projeler kapsamında gerçekleştirildi.
- Suriye’deki iç savaşın ardından artan düzensiz göç, kaçakçılık ve terör tehdidi nedeniyle sınır güvenliği yeniden şekillendirildi. 2015 yılından itibaren sınırın önemli bölümlerinde beton duvar ve fiziki güvenlik sistemleri oluşturuldu.
- Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesine ilişkin düzenlemeler 2009 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinin de gündemine geldi ve konu uzun süre kamuoyunda tartışıldı.
Gelinen noktada sınır hattının önemli bölümlerinde mayın temizleme çalışmaları gerçekleştirildi.
Ancak meseleye yalnızca mayınların temizlenmesi açısından bakmamak gerektiğini düşünüyorum.
“VADEDİLMİŞ TOPRAKLAR” TARTIŞMASI
İsrail’deki bazı aşırı dinî ve siyasi çevrelerin kullandığı “Vadedilmiş Topraklar” söylemi yıllardır bölge siyaseti içerisinde tartışılıyor.
Bu kavramın hangi coğrafyayı kapsadığı konusunda farklı dinî ve siyasi yorumlar bulunuyor. Bazı yorumlarda Filistin, Lübnan ve Suriye’nin yanı sıra Türkiye’nin güneyindeki bazı bölgelerin de bu söyleme dâhil edildiği öne sürülüyor.
Bu nedenle İsrail yönetiminin Gazze, Lübnan ve Suriye politikalarını yakından takip etmek gerekiyor.
Netanyahu hükümetinin politikalarını değerlendirirken, İsrail siyasetinde giderek güçlenen aşırı sağcı ve dinî milliyetçi çevrelerin söylemlerini de göz ardı etmemek gerekir.
Benim asıl üzerinde durduğum soru ise şudur:
Ya Suriye sınırını İsrail’e verseydik?
Bugün Suriye’de yaşanan gelişmelere baktığımızda, yıllar önce alınan sınır güvenliği kararlarının ne kadar önemli olduğu daha açık biçimde görülüyor.
Suriye’de 2011 yılında başlayan halk hareketleri kısa sürede silahlı çatışmalara ve kapsamlı bir iç savaşa dönüştü. Sonraki yıllarda IŞİD başta olmak üzere çok sayıda terör örgütü ve silahlı grup bölgede etkinlik gösterdi. ABD, Rusya, İran, Türkiye ve İsrail gibi birçok ülkenin doğrudan veya dolaylı müdahil olduğu Suriye sahası, dünyanın en karmaşık jeopolitik mücadele alanlarından biri hâline geldi.
Mayınların temizlenmesinden sınır duvarlarının yapılmasına, Suriye İç Savaşı’ndan bugün yaşanan gelişmelere kadar uzanan bu süreci birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Çünkü önümüzdeki dönemde yaşanacak gelişmeler, yalnızca Suriye’nin değil, Türkiye’nin güvenliğini ve geleceğini de doğrudan ilgilendiriyor.

