Bir ülkede tuvalete gitmek temel bir ihtiyaçtır, lüks değil.

Ancak bugün geldiğimiz noktada, özellikle turistik bölgelerde, dinlenme tesislerinde ve bazı işletmelerde tuvalet ücretleri adeta başıboş bırakılmış durumda. Aynı hizmet için bir yerde 10 TL öderken, başka bir yerde 100 TL istenebiliyor. Hatta müşteri olmayan vatandaşlardan 500 TL talep edildiğine ilişkin örnekler bile kamuoyuna yansıyor. Yabancı turistlere ise 1 ila 3 Euro arasında değişen ücretler uygulanabiliyor.

Devlet, gıdadan markete, lokantadan hizmet sektörüne kadar birçok alanda fahiş fiyat ve haksız kazançla mücadele ettiğini açıklıyor. Denetimler yapılıyor, cezalar kesiliyor, kamuoyu bilgilendiriliyor. Peki aynı hassasiyet neden tuvalet ücretlerinde gösterilmiyor?

Ortada ciddi bir fiyat standardı yok. Aynı ihtiyaç, aynı hizmet ama tamamen farklı ücretler... Üstelik bu durumun en fazla yaşandığı yerler, vatandaşın başka seçeneğinin bulunmadığı noktalar. Yolculuk sırasında, otoyollarda, turistik alanlarda ya da kalabalık meydanlarda insanlar mecbur bırakılıyor. Bu da bazı işletmeler için fırsata dönüşüyor.

İşin en düşündürücü tarafı ise aileler. Anne, baba ve iki çocuğun tuvalet ihtiyacını karşılaması bile ciddi bir maliyete dönüşebiliyor. İnsanlar temel bir ihtiyacını gidermek için cebindeki parayı hesaplamak zorunda kalıyor. Böyle bir tablo kabul edilebilir değildir.

Elbette özel işletmeler hizmetlerinin karşılığını alacaktır. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak temel bir insani ihtiyacın, tamamen serbest piyasa mantığıyla ve hiçbir makul sınır gözetilmeden ücretlendirilmesi de vicdanları yaralıyor.

Bu konuda ilgili kurumların sessiz kalmaması gerekiyor. Ücretlendirme konusunda makul standartlar belirlenmeli, fırsatçılığa kapı aralayacak uygulamalara izin verilmemeli ve vatandaşın temel ihtiyaçları ticari kazancın sınırsız bir aracına dönüştürülmemelidir.

Tuvalet, bir ayrıcalık değildir.

Temizlik de, erişim de, makul ücret de vatandaşın hakkıdır.

Bir dakikalık ihtiyaç için vatandaşın cebine göz diken anlayışa artık "dur" denilmelidir. Çünkü mesele sadece birkaç lira değildir; mesele fırsatçılığın normalleşmesine göz yummaktır. Temel ihtiyaçlar üzerinden kazanç yarışına dönüşen bu düzen sürdükçe, kaybeden yalnızca vatandaş olacaktır.