Depozito İade Sistemi kamuoyuna tanıtılırken amaç çevreyi korumak, geri dönüşümü yaygınlaştırmak ve atık miktarını azaltmaktı. Kulağa son derece güzel gelen bu proje, sahaya indiğinde ise bambaşka bir tablo ortaya çıkardı.

Bugün Kapaklı'daki zincir marketlerin önüne gidip depozito iade makinelerinin başında oluşan kuyruklara bakmanız yeterli. Elinde poşetlerle, çuvallarla bekleyen onlarca insanın ortak derdi çevreyi korumak değil; hak ettiği 1 lirayı alabilmek. Ancak çoğu zaman onları karşılayan şey çalışan bir sistem değil, "Makine dolu" ya da "Teknik arıza" uyarısı oluyor.

Makine çalışmayınca vatandaş başka markete gidiyor. Orada da aynı manzara... Bir başka markette yine aynı sorun... İnsanlar saatlerce market market dolaşıyor. Üstelik bunun yükünü yalnızca vatandaş çekmiyor. Market çalışanları da sürekli arıza veren makineler nedeniyle kendi işlerini bırakıp vatandaşın tepkisini göğüslemek zorunda kalıyor.

Sanki sistemin sorumlusu kendileriymiş gibi her şikâyetin muhatabı oluyorlar. Bir yanda işini yapmaya çalışan personel, diğer yanda hakkını almak isteyen vatandaş... Ortada ise işlemeyen bir sistem var.

Asıl düşündürücü olan ise insanların geldiği ekonomik nokta. Bir zamanlar çöpe atılan pet şişeler bugün çuvallarla marketlere taşınıyor. Kimileri gün boyunca pet şişe topluyor, kimileri farklı telefon numaralarıyla günlük limitleri aşmaya çalışıyor, kimileri ise bunu ek gelir kapısına dönüştürmeye uğraşıyor. Çünkü o şişenin karşılığında alınacak 1 lira artık birçok insan için önem taşıyor. Bu manzaraya bakınca akla ilk gelen çevre bilinci olmuyor; insanların ekonomik şartlar nedeniyle 1 liranın bile peşine düşmek zorunda kalması geliyor.

Elbette geri dönüşüm desteklenmeli, çevre korunmalı. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak vatandaşı saatlerce kuyrukta bekleten, market market dolaştıran, sürekli arızalanan ve dolduğu için kullanılamayan makinelerle bunu başarmak mümkün değil. Çalışmayan bir sistem üzerinden çevre bilinci oluşturulamaz. İnsanlar geri dönüşüme değil, plansızlığa ve altyapı eksikliğine tepki gösteriyor.

Sorulması gereken çok basit sorular var. Madem böyle büyük bir uygulama başlatıldı, neden yeterli sayıda makine kurulmadı? Neden teknik arızalar bu kadar sık yaşanıyor? Neden dolan makineler zamanında boşaltılmıyor? Neden vatandaş uygulamada "çalışıyor" görünen makinenin başına geldiğinde "arıza" yazısıyla karşılaşıyor? Bu soruların cevapları verilmeden sistemin başarı hikâyesi olarak anlatılması mümkün görünmüyor.

Belki de bu uygulamanın en acı tarafı çevreye katkısından çok, toplumun ekonomik fotoğrafını ortaya koymuş olmasıdır. İnsanlar çevre sevgisiyle değil, cebine girecek 1 lira için saatlerce uğraşıyor. Bir lira... Belki birçok kişi için önemsiz bir rakam. Ama bugün o 1 lira için çuvallarla market gezen, kuyruk bekleyen ve arızalı makine arayan insanlar var. İşte asıl üzerinde düşünülmesi gereken de budur.

Çevreyi korumak hepimizin ortak sorumluluğu. Ancak bunun yolu vatandaşı mağdur eden, çalışanı hedef haline getiren ve teknik sorunlarla boğuşan bir sistemden geçmez. Önce altyapıyı eksiksiz kurun, makine sayısını artırın, arızaları ortadan kaldırın ve sistemi gerçekten işler hale getirin. Aksi halde insanlar bu uygulamayı bir çevre projesi olarak değil, "1 liraya ulaşabilmek için verilen mücadele" olarak hatırlamaya devam edecektir.