Bilime Projeksiyon okurları bilir; evreni anlamaya çalışırken en çok zorlandığımız şey, bazen bilimin kendisi değil, bilimi yorumlama biçimimizdir. İnsan zihni, karmaşık olanı basitleştirmeye bayılır. Bu yüzden evrenin başlangıcını anlatırken sıkça duyduğumuz o meşhur cümle, kulağa ne kadar hoş geliyor: “Evren bir zamanlar toplu iğnenin başı kadar bir noktadaydı.” Ne kadar şiirsel, kolaylaştırıcı ve bir o kadar da yanıltıcı.
Bu ifade, evrenin işleyişine dair en temel fizik yasalarıyla da çelişiyor. Ben bu yaklaşımı, bilimin ilerleyişinin önündeki en büyük zihinsel engellerden biri olarak görüyorum.
Köşemde sık sık vurguladığım bir ilke var: Madde yoktan var olmaz, yok da olmaz; sadece dönüşür. Bu, fizik biliminin en sağlam sütunlarından biridir.
Madde enerjiye dönüşebilir, enerji maddeye dönüşebilir. Ama bu dönüşümün gerçekleşmesi için ortada zaten birinin bulunması gerekir. Yani “hiçlikten varlık” diye bir fiziksel süreç olamaz. Bu nedenle evreni bir noktaya sıkıştırıp buradan tüm varlığı türetmeye çalışmak, fiziksel gerçeklikten çok uzak ve anlamsız olduğunu düşünüyorum.
Klasik fizik, makroskobik dünyayı olağanüstü bir doğrulukla açıklar. Ancak atom altı dünyaya indiğimizde işler değişir. Kuantum fiziği devreye girer ama hâlâ bebeklik dönemindedir.
Kuantum alan teorisi, parçacıkların “vakumdan türediğini” söylerken aslında yoktan var oluşu değil, enerji alanlarının dalgalanmalarını tarif eder. Yani fiziksel bir altyapının zaten var olduğunu kabul eder.
Bilimin bu genç dalı, bize evrenin işleyişine dair muhteşem ipuçları veriyor; fakat henüz tabloyu tamamlamış değiliz.
Evreni tek bir noktaya indirgemenin eksik yönleri o kadar çok ki...Örneğin,
Mekân yoksa fiziksel süreç de yoktur.
Yoğunluğu tekilliğe indirmek ise fiziksel sınırları aşmaktadır.
Enerji-madde dönüşüm yasaları göz ardı edilmektedir.
Evrenin işleyişini anlamak için tekillikten uzaklaşıp dönüşümün sürekliliğini kabul etmek gerekir. Madde ve enerji, evrenin en başından beri var olan bir gerçekliğin farklı yüzleridir.
Bilime Projeksiyon’un amacı, okuru bilimin karmaşık koridorlarında kaybetmek değil; o koridorları birlikte aydınlatmak. Evreni toplu iğnenin başına sıkıştırıp buradan tüm varlığı türetmeye çalışmak, bilimin değil, popüler anlatıların kolaycılığıdır.
Gerçek fizik, yoktan var olmayı değil, dönüşümün sürekliliğini temel almalıdır.

