Devletler, uluslararası satranç tahtasında varlığını sürdürebilmesi için bazen "görünmez" ellere ihtiyaç duyduğu yadsınamaz bir realitedir. Dünyanın en köklü devletlerinden en yeni kurulanlarına kadar; asimetrik savaşların, terör örgütlerinin piyon olarak kullanıldığı operasyonların ve rejime kasteden hibrit tehditlerin kol gezdiği bir iklimde, 'Derin Devlet' kavramı bir beka zorunluluğu olarak karşımıza çıkar.

Devlet, kendi varlığını korumak adına, düzenli orduların yetersiz kaldığı gri alanlarda stratejiler geliştirmek ve bu mücadeleyi doğası gereği gizlilik içinde yürütmek zorundadır.

Ancak, devletin bekası için kabul edilebilir olan bu "derinlik" ve "gizlilik" anlayışının, halkın oyuyla var olan, şeffaflık ve hesap verebilirlik üzerine inşa edilmesi gereken siyasi partilere sirayet etmesi, demokrasinin altını oyan en büyük kanserdir.

Siyasi partiler birer şirket, seçmenler ise bu şirketin sermayesi değildir. Ne yazık ki günümüz siyasetinde, özellikle yerel ölçekte, kendisini partinin "derin aklı" olarak pazarlayan yapıların türediğini görüyoruz. Bu yapıların derdi ne devletin bekası ne de temsil ettikleri partinin geleceğidir. Onların tek derdi, kişisel ikballerini garanti altına almak, koltuklarını korumak ve siyaseti bir rant kapısı olarak açık tutmaktır.

Bunun en somut ve acı örneklerini geçmişte tecrübe ettik. Hatırlayın; "Bay Butlan" olarak anılan figürün, tam 13 yıl boyunca Cumhuriyetimizin temellerine ve bekasına yönelik açık ihanetlerine, stratejik hatalarına rağmen, kendi ikballeri uğruna kafasını kuma gömen liyakatsiz bu yapılar, maalesef hem kendilerinin, hemde partilerinin sonunu hazırlamışlardır.

Burada şunu sormak gerekiyor. Yeni parti ile butlancılardan arınma, liyakatsiz ve bu derin yapılardan da arınabilecek mi? Dilerim ve umarım Yeni Parti oluşumunda, "Bize itaat et, ulufeni al." anlayışı yerine, sorgulayan, ülkesinin ve partisinin bekasını dert edinen liyakatli kadrolarla yürümeyi tercih ederler.

Unutulmamalıdır ki; halkın iradesini bir sermaye gibi görenler, günün sonunda o sermayenin asıl sahibi olan millet tarafından tasfiye edilmeye mahkumdur. Siyasi ikballerini "itaat ve ulufe" dengesi üzerine kuranlar, tarih boyunca büyük hezimetlerin baş mimarı olmuşlardır. Yeni Parti’nin bu eski ve karanlık hastalıktan kendini kurtarıp kurtaramayacağını ise zaman ve gerçek partililerin duruşu belirleyecektir.