Önceki yazımı, Ya Suriye sınırını İsrail’e verseydik diye bitirmiştim.
Evet böyle ısrarlı girişimler oldu. Suriye sınırında 550 kilometre uzunluğunda 350 metre genişliğindeki araziyi mayınları temizleme karşılığında 49 yıllığına İsrail’e kiralamak için mecliste yürütülen yoğun çabalar hala hafızalarımızda. Ancak sağduyu galip geldi.
İsrail Suriye sınırındaki 650 bin anti-personel mayınını beş yıl içinde temizleme karşılığında 44 yıl tarım arazisi olarak kullanacaktı. Yani İsrail sınır komşumuz olacaktı… Tam 49 yıl.
Hatırlayın… Bu projeye karşı çıkanlara en yüksek telden ‘Yahudi düşmanısınız, ırkçılık yapmayın’ diye sert çıkışlar yapılmıştı.
CHP ve MHP’li vekillerin karşı çıkması, bölge halkının direnmesi, Anayasa Mahkemesi’nin bazı maddeleri iptal etmesiyle çok şükür proje gerçekleştirilemedi.
Bugün fanatik dinci İsrail yönetimi tehdit olarak görülürken, 15 yıl önce o toprakları İsrail‘e 49 yıllığına vermek için mecliste verilen mücadeleyi sorgulamak gerekmez mi?
Üstelik mayın tartışmalarının yapıldığı günlerde Urfa’ya gidip inceleme yapan İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy şöyle demişti; ‘her Yahudi için atalarımızın ve dedelerimizin geldiği topraklara gelmek çok önemli’ Büyükelçi bunu açık açık söylüyordu.
O nedenle tekrar soruyorum. Ya Suriye sınırımızı İsrail‘e verseydik...
Yani Hatay’dan başlayan Gaziantep, Urfa, Mardin, Şırnak sınır bölgelerini İsrail firmasına verseydik ne olurdu?
1-“Mayınlı arazilerin temizlenerek 49 yıllığına İsrail menşeli veya bağlantılı şirketlere devredilmesi” senaryosu, bir beka tehdidi olmayacak mıydı?
2-Bu arazilerin 49 yıllığına İsrail bağlantılı yapılara teslim edilmesi, "ekonomik kiralama" kılıfı altında, bölgeye yabancı bir istihbarat ve operasyonel ağın yerleşmesine kapı aralamayacak mıydı?
3-Bu süre zarfında sınır hattında kurulacak yerleşimler, tarım tesisleri veya teknolojik altyapılar, Türkiye’nin kendi topraklarındaki hareket kabiliyetini kısıtlayacak, sınır güvenliğini "başkasının insafına" bırakmayacak mıydı?
4-Suriye sınırımız, PKK/YPG gibi terör örgütlerinin ve iç savaşın yarattığı istikrarsızlığın en yoğun olduğu bölgedir. İsrail’in bölgedeki terör koridoru ve Kürt meselesine dair bilinen ajandası düşünüldüğünde, bu 900 kilometrelik hattın İsrail kontrolüne geçmesi, Türkiye’nin terörle mücadelesinde risk faktörünü büyütmeyecek miydi?
Toprak, bir ticari meta değildir; vatanın bedeni, milletin geleceğidir. Türkiye’nin bekası, sınırlarının dokunulmazlığı ve milli çıkarları, kısa vadeli ekonomik çözümlere kurban edilemez.

