Kapaklı’da gençlerin kamu malına verdiği zararlar ve artan şiddet olayları, aileden topluma uzanan ciddi bir sorunun sinyalini veriyor. Peki bu gidişata kim dur diyecek?

Kapaklı’da yaşanan son olaylar, toplumsal duyarsızlığın ve denetimsizliğin geldiği noktayı bir kez daha gözler önüne seriyor. Atatürk Mahallesi Guru Sokak’ta bulunan bir kamelyanın 18 yaş altındaki kişiler tarafından kasıtlı şekilde zarar görmesi, basit bir “yaramazlık” olarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir durumdur. Vatandaşların ifadelerine göre, daha öncesinde sağlam olan bu kamelya, gençler tarafından sallanarak neredeyse yıkılacak hale getirilmiş, ardından masa ve çevredeki malzemelere de zarar verilmeye çalışılmıştır.

Bu tür davranışlar yalnızca kamu malına verilen zararla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda toplum düzenine ve ortak yaşam alanlarına karşı açık bir saygısızlık anlamına geliyor. Parklar, kamelyalar ve benzeri alanlar, herkesin ortak kullanımına açık alanlardır. Bu alanlara zarar vermek, sadece fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda toplumun ortak değerlerine karşı işlenmiş bir suçtur. Bu noktada sorulması gereken asıl soru şudur: Bu gençler neden böyle davranıyor?

Son günlerde benzer bir başka olayın İsmetpaşa Mahallesi’nde yaşanmış olması, durumun münferit değil, sistematik bir problem olduğunu düşündürüyor. İki grup genç arasında çıkan ve küfürlerin, taşların, sopaların havada uçuştuğu kavga, olayın vahametini daha da artırıyor. Üstelik bu olaylara karışanların yine 18 yaş altı bireyler olması, aile, eğitim sistemi ve toplumsal denetim mekanizmalarının sorgulanması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

Gençlerin bu tarz davranışları “havalı” ya da “güç gösterisi” olarak algılaması, toplum açısından büyük bir alarmdır. Şiddeti normalleştiren, vandalizmi bir tür kimlik göstergesi haline getiren bu zihniyet, ne yazık ki geleceğe dair endişeleri de beraberinde getiriyor. Sokakları huzursuz etmek, kamu malına zarar vermek ve çevreye saygısızlık göstermek, hiçbir şekilde kabul edilebilir davranışlar değildir.

Bu noktada sadece bireyleri suçlamak da yeterli olmayacaktır. Ailelerin, çocuklarının davranışlarını yakından takip etme sorumluluğu vardır. Son günlerde gündeme gelen ve çocuklarının suç işlemesini engellemeyen ebeveynlere yönelik yaptırımların artırılmasına dair düzenlemeler, bu açıdan önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak bu tür düzenlemelerin yalnızca kağıt üzerinde kalmaması, etkin bir şekilde uygulanması gerekmektedir.

Toplum olarak artık net bir tavır sergilemenin zamanı gelmiştir. Kamu malına zarar veren, şiddeti alışkanlık haline getiren ve çevresine saygı göstermeyen hiçbir davranışa göz yumulmamalıdır. Aksi halde, bu tür olaylar sıradanlaşacak ve daha büyük sorunların kapısını aralayacaktır.