Son günlerde sosyal medyada dolaşan görüntüler insanın içini burkuyor. Modifiyeli aracını satmak zorunda kalan sürücüler ve yüzlerindeki o hayal kırıklığı… Bu görüntüler sadece bir trafik düzenlemesinin sonucu değil; aynı zamanda toplumdaki kırılmanın ve yabancılaşmanın da bir yansıması.
Öncelikle şunu net biçimde söylemek gerekir: Trafik kurallarına uymayan, hız sınırlarını hiçe sayan, insanların hayatını riske atan sürücülere yazılan cezalar elbette gereklidir. Başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde kendi özgürlüğünün bittiğini bilmeyen, egzozuyla mahalleyi inleten ya da gece yarısı abartılı ses sistemleriyle sokakları dolaşan sürücüler için yaptırımlar kaçınılmazdır. Trafikte düzeni sağlayan şey kurallardır ve bu kuralların uygulanması da kamu güvenliği için zorunludur.
Ancak bugün tartışılan mesele bundan çok daha farklı bir noktaya taşınmış durumda. Çünkü cezalar artık tehlike yaratan davranışları hedef almak yerine, aracını kişisel zevkine göre düzenleyen sürücülere yönelmiş gibi görünüyor. APP plaka kullandı diye 140 bin liraya varan cezalar kesilen insanlar var. Aracına kırmızı bir şerit eklediği, jant ve lastik ölçüsünü kendi estetik anlayışına göre değiştirdiği için ağır yaptırımlarla karşılaşan sürücüler bulunuyor. Dahası, bazı araçların aylarca trafikten men edildiği örnekler de görülmeye başlandı.
APP plaka konusunda ortaya atılan iddialar ise ayrı bir tartışma konusu.
Radarların plakayı okuyamadığı veya kullanılan vernik nedeniyle yangın riski oluştuğu söyleniyor. Fakat pratikte APP plaka kullandığı halde defalarca radar cezası alan sürücüler de var. Yani radarların plakayı okuyamadığı iddiası pek çok örnekte doğrulanmıyor. Aynı şekilde plaka verniğinden kaynaklanan bir araç yangınına dair somut bir vakaya rastlamak da oldukça zor.
Buradaki asıl mesele, ölçüsüzlük hissi. 100-150 bin lira değerindeki bir araca sahip olan bir sürücünün, yalnızca APP plaka kullandığı için 140 bin lira ceza ile karşılaşması toplumda ciddi bir adaletsizlik algısı yaratıyor. İnsanlar artık cezaların caydırıcılıktan çok cezalandırma amacı taşıdığına inanmaya başlıyor. Bu durum da devlete duyulan güveni güçlendirmek yerine zedeliyor.
Toplum zaten ekonomik zorlukların, hayat pahalılığının ve belirsizliklerin baskısı altında. Böyle bir dönemde insanların küçük zevk alanlarına yönelmesi son derece doğal. Kimi motosikletiyle uğraşır, kimi bilgisayar toplar, kimi de arabasını kendi zevkine göre modifiye eder. Bu uğraşlar birçok insan için sadece bir hobi değil; aynı zamanda stresle başa çıkmanın bir yolu.
Ancak görünen o ki bu alan da giderek daralıyor. İnsanların sevdiği araçlarıyla kurduğu bağın cezalarla koparılması, zaten artan toplumsal anomiyi daha da derinleştiriyor. Bugün 500 bin, 600 bin liraya kadar ulaştığı konuşulan trafik cezaları sadece bir düzenleme meselesi olarak görülmüyor; giderek bir gelir kapısı mı oluşturuluyor sorusunu da beraberinde getiriyor.
Nitekim “kaynak üretmekte zorlanıyoruz” şeklindeki siyasi açıklamaların hemen ardından gelen bu devasa cezalar, toplumda farklı yorumlara neden oluyor. İnsanlar doğal olarak şu soruyu soruyor: Trafik düzeni mi sağlanmak isteniyor, yoksa yeni bir gelir kalemi mi yaratılıyor?
Devlet ile vatandaş arasındaki ilişki yalnızca kurallar ve cezalar üzerinden kurulamaz. Adalet duygusunun korunması, ölçülülük ilkesinin gözetilmesi ve insanların makul sınırlar içindeki özgürlüklerine saygı gösterilmesi gerekir. Aksi halde ortaya çıkan şey düzen değil; biriken öfke olur.
Bugün modifiyeli aracını satarken gözleri dolan o insanların görüntüsü, aslında sadece bir otomobil meselesi değildir. O görüntüler, toplumda giderek büyüyen bir kırılmanın sessiz bir ifadesidir.

