Bilime Projeksiyon okurlarıyla aylardır evrenin işleyişine dair pek çok konuyu tartışıyoruz. Fakat ne zaman “başlangıç” kavramına gelsek, sanki bilimin duvarına çarpıyoruz. Çünkü başlangıç, sadece bir fizik problemi değildir; aynı zamanda bir düşünce sınavıdır.
Evrenin nasıl işlediğini anlamak için önce onun nasıl başladığını bilmemiz gerektiğini düşünürüz. Oysa belki de en büyük yanılgımız tam da burada başlıyor.
Çünkü insan zihni, zamanı çizgisel olarak algılar: bir önce, bir sonra; bir başlangıç, bir bitiş. Bu çizgisel zaman anlayışı, biyolojik evrimimizin bize armağan ettiği bir kolaylıktır. Fakat evren, bizim zihinsel alışkanlıklarımıza uymak zorunda değildir.
Bilim insanlarının “evren bir noktadaydı” söylemi, işte bu zihinsel alışkanlığın bir yansımasıdır. Evreni bir “ilk an”a sıkıştırmak, karmaşık bir gerçeği basitleştirme çabasıdır. Oysa başlangıç, bir an değil; bir süreç olamaz mı? Bu düşüncem, ilk bakışta paradoks gibi görünse de gerçeğin kapısını aralayan anahtar olduğunu düşünüyor ve yorumlarınızı bekliyorum.
Köşemde sık sık vurguladığım temel ilke yine karşımıza çıkıyor: Madde yoktan var olmaz, yok da olmaz; sadece dönüşür.
Bu ilke, başlangıç kavramını kökten sarsar. Eğer madde ve enerji yoktan var olamıyorsa, evrenin “hiçlikten bir anda ortaya çıkması” fiziksel olarak mümkün değildir. Bu durumda başlangıç dediğimiz şey, belki de bizim zaman algımızın bir sınırıdır; asla evrenin değil.
Evrenin başlangıcını bir “oluş” değil, bir dönüşüm eşiği olarak görmek, hem klasik fiziğin hem kuantum fiziğinin bize sunduğu verilerle daha uyumlu ve daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum.
Kuantum fiziği, evrenin en küçük ölçeklerde nasıl davrandığını anlamaya çalışırken, başlangıç kavramını daha da karmaşık hale getirir. Çünkü kuantum dünyasında:
Zaman, klasik anlamda akmaz.
Nedensellik, kesin değil ama kesinlikle olasılıksaldır.
Bu nedenlerle “Önce-sonra” ilişkisi, yer yer anlamını yitirir.
Bu durumda “başlangıç” dediğimiz şey, belki de kuantum alanlarının belirli bir düzen kazandığı bir eşiktir. Yani başlangıç, bir “ilk an” değil; bir geçiş olduğunu düşünüyorum.
Kuantum alan teorisi, evrenin vakum dalgalanmalarıyla dolu bir enerji denizinden oluştuğunu söyler. Evren dediğimiz şeyinde, bu denizin bir düzen kazanmış hâli olduğunu düşünüyorum. Elbette uzayın her köşesinde düzenin aynı şekilde oluşmasını beklemek en başta kuantum denizinin olasılık ilkesini ret etmek anlamı taşır. Bu durumda paralel evrenler teorisini kabul etmemekle birlikte, çok farklı yapılarda evrenlerin oluşmuş olacağına kesin gözüyle bakıyorum. Tıpkı farklı galaksiler,yıldızlar,gezegenler uydular gibi...
Madde ve enerji, evrenin en başından beri var olan bir gerçekliğin farklı yüzleridir. Başlangıç dediğimiz şey, bu gerçekliğin bir eşik değiştirmesidir.
Evreni anlamak için başlangıcı değil, dönüşümün sürekliliğini anlamamız gerektiğini düşünüyorum.

