Siyasi tarihimizde kara bir sayfa olan mutlak butlanın gerek siyasiler, gerekse yorumcular tarafından aysbergin görünen yüzünü tartışmalarını izledikçe inanın çileden çıkıyorum.

Anayasamızın 79. maddesi, seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimden sonra bütün şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama yetkisini YSK’ ya verir. Buradaki kilit ifade "kesin karara bağlama" yetkisidir. Yani YSK‘ nın kesin kararlarına itiraz edilecek veya bu kesin kararları yok sayacak hiçbir makam yoktur.

Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi‘nin 38. Kurultayı, seçimin güvenirliği ve yapılan tüm itiraz ve şikayetler, YSK‘nın incelemesinden geçerek kesin karara bağlanmıştır. Konuyu anlamak için hukuk bilmeye gerek var mı? Okur-yazar olmak yeterli değil mi?

Bir diğer tartışma ise, bu dava CHP‘ lilerin kendi içindeki rekabetten kaynaklandığı iddiaları... Aysbergin su üstünde görünen yüzüne bakınca öyle görünse de... Su altına inince bunun CHP‘nin iç meselesi olmadığı, hatta at gözlüksüz biraz daha derine inince bu davanın uluslararası projenin dayatması olduğunu görmek mümkün.

Çünkü...

Emperyalizm, uluslararası projeleri için zamanında devreye sokmak için, o ülkenin siyaset kurumlarına, medyasına uyuyan hücreler ve troller yerleştirir. Her ülkede böyle çürüklerin bulunmasında hiç de zorlanmazlar.

O nedenle bugün yaşananları doğru okuyabilmek ve bu tartışmaların CHP‘nin iç meselesi olup, olmadığını anlayabilmek için, bay Kemalin gelişine, 13 yıllık dönemine ve mutlak butlan dönemine göz atmanın önemli olduğunu düşünüyorum.

Deniz Baykal, iktidar derdi olmayan ve genel başkanlığın tadını çıkarmakla meşgul iken sorun teşkil etmiyordu. Ta ki... FETÖ‘ nün, BOP önünde büyük engel teşkil eden Türk Silahlı Kuvvetlerimize yönelik, kumpas davalarının avukatıyım demesi, yıllardır bekletilen kasetinin 1. bölümünün devreye girmesine neden oldu. Bu arada eline tutuşturulan bazı yolsuzluk klasörleri ile medyada ki uyuyan hücreler tarafından popüler yapılan bay Kemal‘in, genel başkanlık yolu açılmış oldu. Artık TSK‘ya yönelik kumpaslar ve Büyük Ortadoğu Projesi derin bir nefes almıştı. Çünkü CHP‘de uyuyan hücre başarıyla devreye sokulmuştu.

Bay Kemal‘in 13 yıllık döneminde ise, CHP ilkeleri ve Cumhuriyetimizle ilgili derin sorunları olduğunu kısa sürede görecektik ve yaşayacaktık. Örneğin...

-Kazanamayacağını bile, bile İslam İşbirliği Teşkilatı genel sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu‘nu CHP‘nin Cumhurbaşkanı adayı yapması neyin projesiydi?

-Kutsal dinimizi cemaat, tarikat, şeyh ve derviş gibi çıkar gruplarının sömürüsünden kurtarıp Diyanet İşleri Başkanlığı‘nı kuran CHP‘yi, bu gruplarla helalleşme politikası neyin projesiydi?

-Andımızın yasaklanmasından, Cumhuriyetimizin kurumlarından T.C‘ nin kaldırılmasında kayıtsız kalması neyin projesiydi?

-Atatürk ilke ve devrimlerine yapılan her türlü çirkin saldırılar karşısında, kayıtsız kalması neyin projesiydi?

-Seçimlerde parmak boyasını talep etmemesi, mühürsüz oyların yasaya aykırı olarak geçerli sayılmasına itiraz etmemesi, seçimleri mühürsüz oylarla kazanandan önce, biz bu seçimleri kaybettik demesi neyin projesiydi?

Bitmedi...

Mutlak butlan kararı açıklanmadan 24 saat önce, CHP‘ye açılan davalardaki iddianameleri savunmakla kalmayıp, daha ağır ithamlarda bulunarak mutlak butlan kararının önünü açmak neyin projesiydi?

Önce pavyon fedaileri ile genel merkezi işgal edemeyince, emniyet güçlerini mahkeme kararı gerekçesi ile devreye sokması neyin projesiydi?

İşin perde arkası, CHP yerel seçimlerde büyük başarıyı yakalamayıp, kaçınılmaz iktidara emin adımlarla yürümeseydi, Büyük Ortadoğu Projesi bay Kemal‘e ihtiyaç duymayacaktı.