Toplumların kültürel hafızasında yer eden inanç temelli anlatılar, çoğu zaman kutsal bir gerçeklik olarak kabul edilir. Oysa bu anlatıların önemli bir kısmı efsanelerden beslenir.

Örneğin, İsrail ‘in ‘Vadedilen Topraklar’ iddiası da aslında efsane ürünüdür. İsrailli yetkililerin ise bunun bilincinde olmasına rağmen, saplantılı bir inancı başka bir ülkeyi işgal etmeyi; liderlerini hedef almayı, sivilleri yerinden etmeyi ve bu zorbalığı bir “hak” gibi sunmayı meşrulaştırmaya çalıştığına tanık oluyoruz. Dünyanın geri kalanının yalnızca kınama cümleleri kurması değil; kimi zaman açık destek vermesi, insanlığın ortak hafızasına düşecek kara bir nottur.

Uluslararası hukuk, güçlü olanın istediğini aldığı bir “orman kanunu” olmasın diye vardır. Sınırların zorla değiştirilmesini, işgali, siyasi suikastı, zorla alıkoymayı; yani mafyatik yöntemleri devlet politikası hâline getirmeyi engellesin diye yazılmış ve tüm Birleşmiş Milletler üyeleri tarafından imzalanmıştır. Ne var ki bugün, gözümüzün önünde sergilenen tablo, hukukun kâğıt üstünde kaldığını; sahada ise korsanlığın, propaganda ile cilalanıp “meşru müdafaa” ve “tarihsel hak” diye pazarlanabildiğini gösteriyor.

“Tarihsel hak” masalı: İnanç kılıfıyla yağma

“Vadedilen Topraklar” türünden iddialar, modern dünyada sınır ve egemenlik tartışmalarının yerine geçebilecek ölçütler değildir; olamaz. Aksi hâlde her kıta, her şehir, her köy; binlerce yıllık göçlerin, fetihlerin ve sürgünlerin hesabıyla yeniden kan gölüne döner. Devletler arası düzen, efsanelerle değil; anlaşmalarla, hukukla ve insan hayatını merkeze alan ilkelerle ayakta durur.

ABD’nin ‘Büyük Ortadoğu Projesi” ile başka ülkelere girmeyi; liderlerini öldürmeyi olağanlaştırmak, hatta liderini eşi ile zorla alıp kaçırmak devlet ciddiyeti değil, açıkça haydutluktur.

Birleşmiş Milletler neden susuyor, “demokrasi” neden seçici?

Birleşmiş Milletler ’in görevi, bu haydutluklar karşısında yalnızca “endişe duyuyoruz” cümleleri kurmak değildir. İşgalin, toplu cezalandırmanın, sivillere yönelik saldırıların ve zorla yerinden etmenin karşısında; net, bağlayıcı ve uygulanabilir bir tutum üretmektir. Fakat sahnede gördüğümüz şey çoğu zaman, veto dengelerinin ve güç ittifaklarının hukukun önüne geçtiği bir sessizliktir.

Bu arada, Afganistan’da bugün için kölelik yasallaşmıştır. Bununla ilgili detayları ‘Cehennemin Yasaları’ yazımda ulaşabilirsiniz.

Ayrıca, 02.03.2026 günü Tele2 programına katılan CHP Dışişleri Bakanlığından sorumlusu Sn. İlhan UZGEL’in, ABD’nin BOP’nin 2013 yılında sona erdiğini söylediğini duyduğumda şok olduğumu belirtmek isterim. Sn. Özgür ÖZEL ’in bu konuyu ciddi bir şekilde değerlendirmesini önemli görüyorum.