Son yıllarda ülkemizde genç yaşlarda suç oranlarının ve özellikle yasaklı madde kullanımının endişe verici biçimde arttığına tanık oluyoruz.

14-15 yaşlarındaki çocukların hem uyuşturucu madde kullanımına hem de cinayet gibi ağır suçlara karışması, toplumsal vicdanı derinden yaralayan bir tabloyu gözler önüne seriyor. Bu tehlikeli gidişatın ardında yatan sebepler neler? Toplum olarak hangi risklerle karşı karşıyayız ve çözüm için hangi adımları atmalıyız?

Genç yaşta suç oranlarının ve uyuşturucu kullanımının yükselmesinde çok sayıda etken rol oynamaktadır:

-Sosyal Faktörler: Parçalanmış aile yapıları, ebeveyn ilgisinin azalması, sağlıklı rol modellerinin eksikliği ve akran baskısı, çocukların suça ve zararlı alışkanlıklara yönelmesinde büyük rol oynamaktadır.

-Ekonomik Faktörler: Yoksulluk, işsizlik, gelir adaletsizliği ve geleceğe dair umutsuzluk, gençlerin suça eğilim göstermesine zemin hazırlamaktadır.

-Psikolojik Faktörler: Ergenlik döneminin getirdiği kimlik arayışı, düşük özgüven, duygusal boşluklar ve aile içi iletişimsizlik, çocukları kolayca manipüle edilebilir hale getirmektedir.

-Çevresel Faktörler: Uyuşturucuya ulaşımın kolaylaşması, suç örgütlerinin çocukları hedef alması, medyada şiddetin normalleştirilmesi, mafya ve şiddet içerikli diziler riski artırmaktadır.

Bu olumsuz tablonun devam etmesi halinde, ülkemizi bekleyen başlıca toplumsal riskler…

-Toplumsal güven ve huzurun bozulması, suç oranlarının daha da yükselmesi

-Gelecek nesillerde kronik bağımlılık ve şiddet sarmalının oluşması

-Eğitimde fırsat eşitsizliğinin derinleşmesi ve gençlerin eğitimden kopması

Bu olumsuzlukların önüne geçmek için ivedilikle…

Anne ve baba olarak, hiçbir çocuğun dilekçe vererek dünyaya gelmediğinin farkında olmamız, yapabileceğimiz kadar değil, bakabileceğimiz, ona iyi ve sağlıklı bir gelecek sağlayabiliyorsak çocuk yapma hakkımızın farkında olmamız gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde hem kendimize, hemde topluma ve devletimize karşı pimi çekilmiş el bombası dünyaya getirmiş oluyoruz. Bunun içinde resmi nikah öncesi evlenecek her çiftin, devletin açacağı anne ve babalık eğitimlere katılıp sertifika alması zorunlu olmalıdır.

İçişleri Bakanlığı olarak, pedagojik eğitim almış bekçi, emniyet ve jandarma ekiplerinin kimlik sorgulaması, üst araması vb. yetkilerinin genişletilmesini önemsiyorum.

Millî Eğitim Bakanlığı olarak, uluslararası istihbarat örgütlerinin payandası olan kimi cemaat, tarikat ve vakıflar yerine, emniyet ve jandarma kurumlarımızla ortak projelere imza atıp, pedagojik formasyon almış güvenlik güçlerimizin resmi kıyafetleriyle ilk, orta ve lise eğitimi alan çocuklarımızla buluşturulmasını çok önemsiyorum. Çocuklarımız alacakları bu eğitimlerin kazanımları yanında, güvenlik güçlerimizin korkulacak değil, güvenilecek kişiler olduğunun da farkında olacaklarına inanıyorum. Kazanacakları bu güven sayesinde, kendilerine uzanan kirli elleri en yakındaki güvenlik birimlerimizle paylaşmanın da önü açılacaktır.

Gençlerimizin ve toplumumuzun geleceği, bugün alacağımız kararlara ve atacağımız adımlara bağlı. Uyuşturucu kullanımının ve ağır suçların çocuk yaşlara kadar inmesi, sadece bireysel bir sorun değil, topyekûn bir toplumsal alarmdır. Geleceğimizi korumak için, şimdi harekete geçme zamanı. Aksi takdirde, gelecekte yaşanması kuvvetle muhtemel kara tabloda, hepimizin bir fırça darbesi olacağının farkında olmamız gerekir.