Evren, çıplak gözle bakıldığında büyük ölçüde boş gibi görünür; ancak modern astrofizik, bu “boşluğun” aslında plazma, fotonlar, nötrinolar, kozmik ışınlar ve karanlık madde gibi bileşenlerle dolu olduğunu göstermektedir. Bulutsular, yıldızlar, gezegenler ve galaksiler bu dev yapının yalnızca küçük bir kısmını oluşturur.
Bu yazımda, uzayın bu çok katmanlı yapısını ve zamanın göreceli doğasını bir araya getirerek, uzay-zamanın kütle nedeniyle bükülmesi fikrinin hangi yönlerden yeniden tartışılabileceğini ele almaya çalışacağım.
Bulutsular: Yıldızların doğduğu ve öldüğü dev gaz-toz bulutlarıdır. Hidrojen, helyum ve ağır elementlerden oluşurlar. Bu yapılar, evrenin “görünür” kısmını oluşturur ve toplam enerji–madde içeriğinin yalnızca %5’ine karşılık gelir.
Kozmik Boşluklar: Galaksiler arasındaki dev boşluklar, aslında tamamen boş değildir. Bu bölgelerde düşük yoğunluklu plazma, kozmik mikrodalga arka plan fotonları, nötrinolar, kozmik ışınlar bulunur. Bu parçacıklar, evrenin “boşluk” olarak adlandırılan bölgelerinde bile sürekli bir enerji ve madde akışı olduğunu gösterir.
Atomaltı Parçacıkların Kozmik Rolü: Evrenin büyük ölçekli yapısında atomaltı parçacıklar kritik rol oynar. Nötrinolar, saniyede trilyonlarcası Dünya’dan geçer. Kozmik ışınlar, galaksiler arası manyetik alanları şekillendirir. Plazma, evrenin %99’unu oluşturur ve elektromanyetik kuvvetlerle etkileşim içindedir. Bu nedenle evren, yalnızca kütleçekimle değil, elektromanyetik ve kuantum süreçlerle de şekillenir.
Zamanın Göreceli Doğası: Zamanın ölçüm referansı çerçevesine göre değişkenlik gösterdiğini düşünüyorum. Bu anlamda Einstein’ın özel görelilik kuramına göre, hız ve kütleçekimi arttıkça zamanın yavaşladığı öngörüsü belki sabit alınan sayılarla matamatiksel olarak açıklanabilir. Ancak dedesini ışık hızına yakın hız ile uzaya gönderen torunun, dünyada geçirdiği 40 yıl sonra dünyaya dönen dedesinden biyolojik olarak yaşlı görünmesini açıklayamaz. Bu nedenle zamanın, evrensel bir sabit değil, ölçüm koşullarına ve ölçüm amaçlarına bağlı bir değişkenlik olduğunu öngörüyorum. Ayrıca, masa başında bu yazımı yazarken dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü ile saatte 1.674 km,Güneş etrafında saatte 107.200 km, Güneş‘in Samanyolu Galaksisi etrafında saatte 828.000 km, Samanyolu ise yaklaşık saatte 2.160.000 km hızla döndüğüne göre Samanyolu‘nu baz alırsam masa başında aslında saatte 3.096.874 km hızla hareket etmekteyim. Etrafında döndüğümüz gök adalarını da baz alırsak ışık hızını geçmiş oluruz.Bu arada aslında evrenin büyük kısmı plazmadır; elektromanyetik kuvvetler ise kütleçekimden 10³⁶ kat daha güçlü olduğunu göz önüne almalıyız.
Bu nedenle uzay-zamanın kütle nedeniyle bükülmesi fikri, güçlü bir model olmaktan ziyade , evrenin tüm yönlerini açıklamak için yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü her şeyin teorisine ancak makro evrenle, mikro evrenin eşgüdüm içinde çalıştığının şifrelerini çözdüğümüzde ulaşabileceğimize inanıyorum.
