28 Eylül 2026 tarihli yazımda, siyasetimizin nasıl bir bataklığa sürüklendiğini, ilkelerin nasıl buharlaştığını ve "tiksindiren siyasetçi" profilinin toplumda yarattığı tahribatı dilim döndüğünce anlatmaya çalışmıştım.

Bu hafta ise madalyonun diğer yüzüne, yani bu kirli çarkın dönmesini sağlayan "vitrin düzenleyicilere" ve tiksindiren siyasetçilere kapılarını ardına kadar açan "ev sahiplerine" bakmak gerekiyor.

Siyaset sahnesinde dün sövdüğüne bugün övgüler dizen, kişisel ikbali için partisinin temel ilkelerini bir gecede çöpe atan ve kendisine oy veren seçmenin iradesine ihanet eden isimleri hepimiz tanıyoruz. Sormak gerekir: Kendi siyasi geleceği uğruna seçmeninin tercihini hiçe sayan bu figürlerin; milletvekili, belediye başkanı veya meclis üyesi olarak halkın önüne çıkarılmasında payı ve sorumluluğu olan yetkililerden tek bir kişinin istifa ettiğine şahit oldunuz mu?

Maalesef ben şahit olmadım.

Meselenin diğer vahim tarafı ise bu "siyasi göçebeleri" büyük bir iştahla bağrına basan parti yönetimleridir. Partisine dahil ettiği ismin geçmişteki zikzaklarını, daha önce yol arkadaşlarını nasıl yarı yolda bıraktığını bile bile kırmızı halı serenler, aslında siyasetin kirlenmesinde payları yok mu? Kapısını çalan bu fırsatçı isimlere "Siz dün orayı sattınız, yarın da bizi satarsınız" diyerek kapıyı gösteren siyasetçi gördünüz mü?

Maalesef ben görmedim.

Gördüğümüz tek şey; ilkelerin yerini pazarlıkların, seçmen iradesinin yerini ise koltuk hesaplarının aldığı bir tiyatro sahnesidir. Sorumluluk almayanların, hesap vermeyenlerin ve "ne pahasına olursa olsun kazanma" hırsıyla her yolu mübah görenlerin yönettiği bir siyasi iklimde, temiz kalmak için bu tiyatro sahnesinden uzak durmakta fayda olduğunu düşünüyorum.