Değerli bilim severler, gerçekleşeceğine pek ihtimal vermesemde, küresel bir nükleer savaşın konuşulduğu günümüzde yaşanacakları sizlerle paylaşmak istediğim için, uzay-zaman, kütle ve çekim ile ilgili yazı dizime maalesef içinizi karartacak bu yazımla ara vermek zorunda kaldım. Toplumsal farkındalık ve duyarlılık için bu trajediyi sizlerle paylaşıyorum.

Gökyüzü daha önce hiç görülmemiş bir parlaklıkla, güneşin binlerce katı bir şiddetle aydınlandığında, insanlık tarihinin son perdesinin açıldığını kimse hemen kavrayamayacak. İlk dakikalar, bir çığlık bile atılamadan buharlaşan şehirlerin, eriyen çeliğin ve bir anda küle dönen anıların sessiz dehşetiyle geçecek. Stratejik merkezlere düşen ilk başlıklar, saniyeler içinde elektromanyetik darbelerle (EMP) tüm dünyayı karanlığa gömecek; telefonlar susacak, internet çökecek ve modern medeniyetin tüm sinir sistemi bir anda felç olacak.

Savaşın ilk yarım saatinde, "Karşılıklı Garantili İmha" (MAD) doktrini gereği, silolardan fırlatılan yüzlerce füze gökyüzünde ölümcül bir ağ örecek. Bu aşamada artık ideolojilerin, sınırların veya bayrakların bir önemi kalmayacak. Hedefler vuruldukça ortaya çıkan devasa ateş topları, sadece beton yığınlarını değil, atmosferin kimyasını da değiştirecek. Şehirler devasa fırınlara dönüşürken, yükselen radyoaktif toz bulutları stratosfere kadar tırmanacak.

Son nükleer başlık patlayıp füzelerin yakıtı tükendiğinde, dünya daha önce hiç tanık olmadığı bir sessizliğe bürünecek. Ancak bu sessizlik huzurun değil, mutlak bir yıkımın habercisidir. Hayatta kalanları bekleyen ilk gerçek, gökyüzünden yağmaya başlayan "siyah yağmur" olacak. Radyoaktif kurumla karışmış bu ölümcül yağış, sığınak bulamayan her canlı için yavaş ve sancılı bir sonun başlangıcıdır artık...

Günler haftaları kovaladıkça, gökyüzünü kaplayan devasa is ve duman tabakası güneş ışığının yeryüzüne ulaşmasını engelleyecek. "Nükleer Kış" olarak adlandırılan bu dönemde, sıcaklıklar hızla düşecek, tarım alanları donacak ve ekosistem tamamen çökecek. Hayatta kalanlar için asıl trajedi o zaman başlayacak: Yaşayanlar, ölenlerin şanslı olduğunu düşünecek. Modern tıbbın, elektriğin ve temiz suyun olmadığı bir dünyada, en basit enfeksiyonlar bile ölümcül birer tehdit haline gelecek.

Bu yeni dünyada devletler, kanunlar ve hiyerarşi yok olacak. İnsanlık, binlerce yıllık birikimini birkaç dakika içinde yakıp yıktıktan sonra, taş devrinin soğuk ve karanlık koşullarına geri dönecek. Radyasyonun görünmez pençesi genetik mirası bozarken, doğa kendi yaralarını sarmaya çalışsa da bu süreçte insana yer olmayacak.

Sonuç olarak nükleer savaş, kimin haklı olduğunu değil, sadece kimin geride kaldığını belirleyecek. Ve geride kalanlar için dünya, üzerinde yürünecek bir vatan değil, her köşesi ölüm kokan devasa bir mezarlıktan ibaret kalacak. İnsanlık, kendi icat ettiği kıyametiyle yüzleştiğinde anlayacak ki; nükleer bir savaşta gerçek kazanan, henüz doğmamış olanlardır.

Kıyamet silahlarının yaygınlaştığı günümüz dünyası, yeni Hitlerleri sindiremeyecek kadar zayıf ve çaresiz kalmıştır artık. Bu nedenle...

Ülkelerin ve Dünya‘nın kaderinde belirleyici gücü olan tüm siyasetçilerin ve kamu görevlilerinin, bu görevlere gelebilmesi için akıl sağlıkları ve karar verme yetilerinin yerinde olduğuna dair heyet raporu almış olmaları ve her yıl bu raporu yenileme şartı getirilmelidir. Aksi halde yukarıdaki trajedi kaçınılmaz olacaktır.

Çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. Dilerim ve umarım TBMM‘de en kısa sürede çocuklarımızın gelecekleri için gerekli düzenlemeleri hayata geçirirler.