Dünya tarihine baktığımızda, büyük savaşların bir anda patlak verdiği yanılsamasına kapılmak oldukça kolaydır.
Oysa Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, bir sabah ansızın başlamadı; aksine, yıllar süren siyasi, ekonomik ve askeri hazırlıkların, artan gerilimlerin ve göz ardı edilen uyarıların ardından dünyayı kasıp kavurdu. Bugün ise benzer bir hazırlık sürecinin gölgesinde yaşadığımızı inkâr etmek zor görünüyor.
Yine geçmişe baktığımızda, savaşlardan önce uluslararası ilişkilerde yaşanan gerilimler, bloklaşmalar ve karşılıklı güvensizlikler dikkat çekiyor. Bugünün dünya kamuoyunu ve liderlerini izlerken, tıpkı 20. yüzyıl başında olduğu gibi, ülkeler arasındaki diplomatik çatlakların, silahlanma yarışının ve bölgesel krizlerin giderek arttığına tanık oluyoruz. Tarih adeta tekerrür ediyor; yalnızca aktörler ve teknolojiler değişmiş durumda.
İkinci Dünya Savaşı'nın sonunu belirleyen en önemli unsur, şüphesiz nükleer silahların kullanımıydı. Hiroşima ve Nagazaki'yi yerle bir eden atom bombaları, insanlık tarihinde bir dönüm noktası oldu. Bugün için ise nükleer silahın 3. Dünya Savaşı’nın tetiği olacağından endişe duyuyorum. Neden mi?
-İran’ın direnişi karşısında,
-Uluslararası kamuoyunda destek bulamamaları,
-Hatta başta kendi ülkelerinde gördükleri sivil ve askeri komuta kademelerindeki kararlı tepkiler, Trump ve Netanyahu adeta abandone durumdalar. Bu durumdan kurtulmak için nükleer sahte bayrak operasyonuna girişmeyi göze alacaklarından derin endişe duyuyorum. Çünkü…
- Savaş nedeni olarak İran’ının nükleer kabiliyetini görmelerinin doğruluğu konusunda algı yaratmak.
- Önümüzdeki iki, üç hafta sonrası yapacakları daha kanlı saldırılar karşısında kamuoyu tepkilerini azaltmak için, bize atılan ve NATO unsurlarının etkisiz hale getirdiği sahte bayraklı füzeler gibi, düşük yoğunluklu nükleer füzeyi göze alabilecek kadar şuurlarını yitirmiş olduklarını düşünüyorum.
Ancak evdeki hesap her zaman çarşıya uymayabilir. Bu yanlış hesap, 3. Dünya Savaşı’nın kaçınılmaz bir sonucu olabilir mi?
Dünya barışına yönelik tehditler büyürken, toplumların ve liderlerin sorumluluğu her zamankinden daha büyüktür. Unutulmamalı ki, ateşle oynayan sonunda kendini de yakar. Bugün atacağımız adımlar, yarının kaderini belirleyecek; barıştan yana cesur olmak, insanlığın en büyük vazifesidir.

