Televizyonu açtığınızda, sosyal medyada birkaç dakikalığına gezindiğinizde bile aynı manzara karşımıza çıkıyor: Bombalar, yıkılan evler, korkuyla kaçışan insanlar… Ama en ağır olanı şu: Çocuklar ve okullar hedef olunca, artık bunun adı sadece “çatışma” olmuyor; insanlığın vicdanına vurulmuş bir darbe olmaktadır.
Bu saldırılar bir yandan “güvenlik” diye pazarlanıyor, bir yandan da sanki herkes buna inanmak zorundaymış gibi bir algılar kuruluyor. Oysa ortada çok daha tanıdık bir tablo var: Kirli ilişkilerin üstünü örtme telaşı, kabaran dosyaların hesabından kaçma çabası ve suçu dışarıya yıkarak koltuğu kurtarma derdi… Silahın sesi yükseldikçe, gerçeklerin üstü kapansın isteniyor.
Yine de iyi bir şey var: Dünyanın dört bir yanında “dur” diyenlerin sayısı artıyor. NATO ülkeleri dahil pek çok ülke bu kirli savaşa mesafe koyuyor; yalnızca birkaç istisna dışında geniş bir itiraz dalgası var. Bu, dünya barışı adına küçümsenecek bir gelişme değil. Çünkü bugün susarsak, yarın aynı ateşin kimin kapısına düşeceğini kimse bilemez.
Gelelim işin en can yakıcı tarafına… Memlekette her meselede “din elden gidiyor” diye bağıranlar, “ahlak” kürsüsü kuranlar, konu insanlık suçuna gelince nedense ortadan yok oluyorlar.
Kutsalı dilinden düşürmeyip, mazlumun canı söz konusu olunca susanların derdi ne ahlaktır ne de vicdan. İnancı, siyasetin sopası yapıp; zulmün birinci sorumlusu Trump‘a karşı tek kelime etmeyenlerin “değer” anlatmaya hakkı kalmaz. Açık söyleyelim: İnsanlık suçu karşısında tarafsızlık da bir taraftır; sessizlik de bir tavırdır.
Hele, hele ABD Büyükelçisi Thomas Joseph Barrack‘ın diplomatik kuralları yok sayan ve binlerce şehidimizin kanı ile kurulan Cumhuriyetimizin yerine, Ortaçağ monarşisini teklif etmesine rağmen istenmeyen adam ilan edilip, ABD biletinin hala eline verilmemesini inanın anlayamıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti tüm kurum ve kuralları ile kökleşmiş bir çınardır. Kıyamete kadar da böyle kalacaktır. Birilerinin bunu emlakçı Thomas Joseph Barrack‘a ve patronu deli Trump‘a anlatacağı günü merakla bekliyorum.
Bu arada Sn. Belediye Başkanımız Mustafa ÇETİN‘in gerekli hassasiyeti göstereceğine inanarak bir hususu belirtmek istiyorum.
Bülent Ecevit Parkı‘nın koşu ve yürüme parkurunun yapılışından kaynaklanan sorunlar günümüzde artık tehlike yaratacak boyuta gelmiş olup, bu konuda çok sayıda tarafıma şikayetler ve gündeme getirmem istenmiştir. Elçiye zeval olmaz diyerek Sn. Başkanımızın dikkatine sunarım.

