Bir toplumun demokratik standartları, sadece anayasal metinlerle veya sandık sonuçlarıyla değil, o toplumun demokrasiyi ne ölçüde özümsediğiyle ölçülür. Demokrasi, yalnızca bir yönetim biçimi değil, bir yaşam kültürüdür. Bu kültürün temel direği ise ilkeli siyaset ve bu ilkeleri taşıyabilecek nitelikteki siyasetçilerdir.

Demokrasiyi ve onun getirdiği özgürlükleri kendi çıkarları için tüketen toplumlarda, sistem hızla bir gerileme dönemine girer. Eğer toplumda demokratik değerler içselleştirilmemişse, kazanılmış haklar birer birer kaybedilir ve siyaset kurumu kaçınılmaz bir seviye kaybına uğrar.

Temiz siyaset, ancak omurgalı duruş sergileyen siyasetçilerle mümkündür. Oysa günümüz siyaset sahnesinde sıkça rastladığımız "gezen tavuk" misali parti parti dolaşan figürler, demokratik dokuyu en derinden yaralayan unsurlardır. Dün savunduğu değeri bugün ayaklar altına alan, kendi partisine "kayyum" veya ‘‘mutlak butlan‘‘ olarak çökenler ve bunlarla yol yürümeyi içlerine sindirenler aslında seçmenin siyaset kurumuna olan güvenini yok etmektedir.

Siyasetçinin ilkeli olması; sadece kendi kariyerini değil, ülkenin demokratik geleceğini de koruması demektir. İlkesizliğin ödüllendirildiği, pragmatizmin ahlakın önüne geçtiği bir atmosferde, siyaset seviyesizleşir ve toplum kutuplaşır. Bir partiden diğerine savrulan, sadece güç neredeyse orada saf tutan siyasetçiler, demokrasiyi geliştirmek bir yana, mevcut kazanımların da altını oymaktadır.

Ayrıca siyasetçilerin söyledikleri ve yaptıkları kadar, söylemedikleri ve yapmadıklarını da sorgulayarak samimiyetlerini test edebiliriz diye düşünüyorum.

Siyasetin içine düştüğü bu seviye kaybından kurtulmanın tek yolu ise "gezen tavuk" siyasetine son verecek hukuki düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin, partisinden istifa edenleri, partisinin gücü sayesinde elde ettiği tüm makam ve unvanlarından da istifa etmiş sayılmalıdır.