Demokrasi, yalnızca bir yönetim şekli değil, aynı zamanda toplumun tüm katmanlarında içselleştirilmesi gereken bir yaşam biçimidir.

Herkesin bildiği gibi, “Demokrasi bir kültürdür; dayatmayla değil, benimsemeyle kökleşir.” Ancak bu kültürün oluşmadığı, demokrasinin yalnızca şeklen benimsendiği toplumlarda, bireysel hırs ve çıkarların ön plana çıkması kaçınılmazdır.

Demokrasinin gerçek anlamda hayata geçebilmesi için toplumun tüm bireylerinin demokratik değerleri özümsemiş olması gerekir. Çocukluktan itibaren alınan eğitimle, adalet, eşitlik, özgürlük ve hoşgörü kavramlarının toplumsal dokuda yer etmesi elzemdir. Aksi halde, demokrasi yalnızca sandıktan ibaret bir sistem olarak kalır ve özünden uzaklaşır.

Çağımızda medya, toplumsal algının şekillenmesinde en önemli araçlardan biri haline gelmiştir. Demokrasiyi içselleştirmemiş, bireysel çıkarlarını toplumun önünde tutan kişiler ve gruplar, medya gücünü kullanarak kamuoyunu yönlendirme ve iktidar gücünü elinde tutma yoluna gidebilmektedir. Medya yoluyla oluşturulan algı operasyonları, toplumun gerçekleri sorgulama yetisini köreltebilir.

Demokratik kültürden uzak, çıkar odaklı grupların, kendi amaçlarına ulaşmak için uluslararası güçlerle iş birliği yapması, ülkenin bağımsızlığına ve toplumsal bütünlüğüne ciddi tehditler oluşturabilir. Bu tür iş birlikleri, çoğu zaman toplumsal faydadan ziyade, dar bir kesimin çıkarlarını gözetir. Dış müdahalelerle şekillenen bir iktidar yapısı, toplumun iradesini yansıtmaktan uzaklaşır.

Demokrasinin sağlıklı işlemesi için toplumun her bireyinin sorumluluk üstlenmesi, eleştirel düşünceyi benimsemesi ve demokratik değerleri gündelik yaşamına yansıtması gerekmektedir.

- ‘Her koyun kendi bacağından asılır’

- ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’

- ‘Devletin malı deniz, yemeyen domuz.’ Sözlerine isyan etmeyen ve bu sözleri atasözü gibi kullananları ‘Vatan haini’ gibi görmeyen toplumların demokrasi ile buluşması mümkün değildir.

Çünkü böyle topluluklarda demokrasiden önce, devlet ve ulus bilinci bağlılığı gelişmemiştir. Bu nedenle böylesi Orta Çağ’ın feodal yapısından arınmamış toplumlarda demokrasinin filizlenmesi için, devlet ve ulus bilincini kazandırmak gerektiğini düşünüyorum. ‘Atatürk’ün en büyük eserim.’ dediği Cumhuriyetimiz, bu anlamda atılan en büyük adımdır.

Ancak bir asır sonra dahi hala bunu anlayamayanların küçükte olsa oranlarından tedirginlik duyuyorum. Çünkü emperyalizm, farenin uyuyan insanın kulağını üfleyerek yediği gibidir.