Siyasette en kolay yol, topu karşı tarafa atmaktır. Ama en doğru yol, sorumluluk alıp sorulan soruya doğrudan cevap verebilmektir.
Merhaba Değerli okur!
Fıkrayı çoğunuz bilirsiniz…
Adamın biri uzun süredir görmediği, üstelik pek de haz etmediği bir arkadaşıyla yolda karşılaşır. Laf olsun diye sohbet ederler. Bir süre sonra adam dayanamaz ve şöyle der:
— Yav Hasan, benim babam senin babanı kerhanede görmüş!
Hasan kısa bir duraksamanın ardından gayet sakin bir şekilde cevap verir:
— Tamam da… Senin baban iyiydi de, keerhanede ne arıyordu oğlum?
Öncelikle bu yazıya başlarken, tüm büyüklerimizden özür dilerim. Maksadım kimseyi kırmak değil; yalnızca yaşanan bir durumu daha anlaşılır kılmak.
Geçtiğimiz günlerde Kapaklı Belediyesi’nin Nisan ayı olağan meclis toplantısında yaşanan tartışmalar, ister istemez bu fıkrayı akıllara getirdi.
CHP’li meclis üyeleri, Belediye Başkanı Mustafa Çetin’i Bulgaristan’daki iş ziyareti üzerinden eleştirirken; Çetin’den dikkat çeken bir yanıt geldi:
“Ben de sizin CHP’li belediye başkanınızı Bulgaristan’da bankada para yatırırken gördüm.”
Bu sözler, tartışmanın seyrini bir anda değiştirdi.
Aslında bu tür karşılıklı ithamlar, siyasetin pek de yabancı olmadığı bir tablo. Ancak burada dikkat çeken nokta, eleştiriye verilen cevabın da yine benzer bir iddia ile karşılık bulması oldu.
Kapaklı’da üç dönem belediye başkanlığı yapan, son döneminde CHP’den seçilerek görevini sürdüren İrfan Mandalı’nın geçmişte Bulgaristan’a sık sık gittiği ve burada çeşitli yatırımlarının olduğu yönünde kamuoyunda zaman zaman eleştiriler gündeme gelmişti.
Benzer şekilde, 2019 yılında göreve gelen AK Partili Belediye Başkanı Mustafa Çetin de zaman zaman farklı iddialarla karşı karşıya kalıyor.
Nisan ayı meclis toplantısında bu konuyu üstü kapalı şekilde gündeme getiren CHP’li meclis üyesi Kenan Aşer, kamuoyunun aydınlatılmasını talep etti.
Ancak görünen o ki, sorulara net cevaplar vermek yerine, karşılıklı göndermelerle ilerleyen bir tartışma ortamı oluştu.
İşte tam da bu noktada, yazının başındaki o meşhur fıkra devreye giriyor.
Çünkü burada yapılan şey, ortaya atılan iddialara açıklık getirmek ya da varsa hataları kabul edip düzeltmek değil; “o da yaptı”, “o da oradaydı”, “o da aynı şeyi söyledi” diyerek konuyu başka bir yöne çekmekten ibaret.
Oysa bu yaklaşım ne kamuoyunu tatmin eder ne de tartışmayı sağlıklı bir zemine taşır.
Bir iddia varsa, karşılığı da açık ve net olmalıdır.
Başkasını işaret ederek verilen cevaplar, gerçeği aydınlatmaz; aksine meseleyi daha da bulanık hale getirir.
Siyasette en kolay yol, topu karşı tarafa atmaktır. Ama en doğru yol, sorumluluk alıp sorulan soruya doğrudan cevap verebilmektir.
Kapaklı’da yaşanan bu tartışma da bize bir kez daha şunu gösteriyor: Sorulara cevap vermek yerine yeni sorular üretmek, çözüm değil; sadece günü kurtarmaktır.
Ve unutulmamalıdır ki; Kamuoyu artık “kim ne yaptı” tartışmasından çok, “kim neyin hesabını verebiliyor” sorusunun cevabını arıyor.

