Ulusal egemenlik, bir milletin kendi kaderini, dış baskı ve müdahaleler olmaksızın belirleme hakkıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinde yer alan bu kavram, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözüyle özdeşleşmiştir. Ulusal egemenlik, yalnızca bir yönetim biçimi ya da siyasi bir tercih değil, aynı zamanda bir milletin özgür iradesinin ve toplumsal bütünlüğünün teminatıdır.
Bu değer, toplumu bir arada tutan en güçlü harçlardan biridir. Egemenliğin millete ait olması, demokrasinin ve hukuk devletinin vazgeçilmez bir gereğidir. Bu nedenle, ulusal egemenliğin korunması, sadece siyasetçilerin ya da devlet kurumlarının değil, her vatandaşın ortak sorumluluğudur. Atalarımızın "Birlikten kuvvet doğar" sözü, ulusal egemenlik konusundaki toplumsal dayanışmanın önemine işaret eder.
Ulusal bağımsızlık ise, bir milletin dış güçlerin vesayetinden uzak, kendi iradesiyle yaşamını sürdürebilme yetisidir. Kurtuluş Savaşı yıllarında "Ya istiklal ya ölüm!" parolasıyla yola çıkan Türk milleti, bağımsızlığın ne denli kutsal bir değer olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Bağımsızlık, yalnızca toprak bütünlüğünü korumakla sınırlı değildir; ekonomik, kültürel ve siyasi alanlarda da özgür olmayı gerektirir.
Bağımsız bir ülke, kendi iç ve dış politikasını belirlerken başka devletlerin müdahalesine boyun eğmez. Bu noktada Mustafa Kemal Atatürk’ün "Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür" sözü, bağımsızlığın sadece askeri değil, ekonomik ve kültürel boyutlarının da olduğuna dikkat çeker.
Günümüz dünyasında, ulusal egemenlik ve bağımsızlık kavramları küreselleşme ve teknoloji çağında farklı sınavlardan geçiyor. Ekonomik krizler, uluslararası ilişkilerdeki gerilimler ve dijitalleşmenin getirdiği yeni tehditler, milletlerin egemenlik haklarını korumasını daha da önemli hale getiriyor. "Özgürlük ekmek gibidir, yokluğu bilinmeden değeri anlaşılmaz" atasözü, bu değerlerin kıymetini anlatmak için yerinde bir ifadedir.
Kısacası, ulusal egemenlik ve bağımsızlık, bir milletin karakterinin ve varoluşunun temel taşlarıdır. Bu değerleri korumak ve gelecek nesillere aktarmak, her vatandaşın en önemli vazifelerinden biridir. Unutulmamalıdır ki, sahip çıkılmayan değerler, bir gün elimizden kayıp gidebilir. Bu nedenle, millet olarak bu iki kutsal değere sımsıkı sarılmalı, onların gölgesinde birlik ve beraberliğimizi daim kılmalıyız.
Hele,hele uluslararası hukukun, emperyalist haydutluk karşısında sözden ibaret kaldığı günümüzde…

