Her toplumun tarihinde, zaman zaman değerlerin aşınmaya başladığı, ortak yaşamı mümkün kılan ilkelerin sorgulandığı ve ciddi bir ahlaki erozyonun hissedildiği dönemler olmuştur. Bu süreçler, toplumsal çürüme olarak adlandırılır.

Toplumsal çürümenin belirtileri yalnızca bireylerin davranışlarında değil, kurumların işleyişinde ve kamu vicdanında da açıkça gözlemlenir.

Toplumsal çürümenin belirtileri…

1.Adalet Duygusunun Zedelenmesi: İnsanların adalete olan inancını kaybetmesi, yargı

bağımsızlığına olan güvenin azalması toplumsal çürümenin en çarpıcı göstergelerindendir. "Adalet mülkün temelidir" sözü, toplumların ayakta kalabilmesi için adaletin şart olduğunu vurgular.

2.Ahlaki Değerlere Yabancılaşma: Toplumda ortak değerlerin, ahlaki normların ve etik

ilkelerin göz ardı edilmesi; yolsuzluk, rüşvet ve liyakatsizliğin sıradanlaşması, sosyal dokuyu zedeler.

3.Toplumsal Güvenin Azalması: Bireylerin birbirine ve kurumlara olan güveninin

azalması, toplumsal ilişkilerde çözülmeye, dayanışmanın yerini bencilliğe bırakmasına yol açar. Kutuplaşma ve Hoşgörüsüzlük: Farklı görüşlerin düşmanlıkla karşılanması, toplumsal barışın ve bir arada yaşama kültürünün zayıflaması, çürümenin önemli bir belirtisidir.

4.Kamu Yararının Göz Ardı Edilmesi: Kişisel çıkarların, kamu yararının önüne geçmesi;

toplumsal hizmetlerde aksaklıklar ve kamu kaynaklarının kötüye kullanılması, devletin temel işlevlerinin sorgulanmasına neden olur.

Demokratik, Laik ve Sosyal Devlet Anlayışı Açısından çürümenin belirtileri…

Toplumsal çürüme, sadece bireysel ve toplumsal düzeyde değil, devletin temel niteliklerinde de ciddi riskler doğurur.

1.Demokratik Devletin Zedelenmesi

Demokrasi; çoğulculuk, katılımcılık ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerine inşa edilmiştir. Toplumsal çürüme, bu ilkelerin içinin boşalmasına yol açar. Seçimlerin adil ve şeffaf yapılmadığı, ifade özgürlüğünün baskılandığı, kurumların keyfi şekilde yönetildiği bir ortamda demokrasinin kök salması mümkün değildir. Sonuçta, yönetimde hesap verebilirliğin ortadan kalkması, otoriter eğilimlerin güçlenmesine neden olur.

2.Laiklik İlkesinin Aşınması

Laiklik, devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını ve dini inançların kamusal alana müdahale etmemesini esas alır. Toplumsal çürüme, dini değerlerin siyasi ve kamusal karar süreçlerinde araçsallaştırılmasına zemin hazırlar. Bu durum, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, ayrımcılığı ve dışlamayı artırır. "Din ile devlet işlerinin ayrılması", huzurlu ve eşitlikçi bir toplumun temel taşıdır.

3.Sosyal Devletin Zayıflaması

Sosyal devlet; eğitim, sağlık, adalet gibi temel hizmetlerin herkese eşit ve adil sunulmasını garanti eder. Toplumsal çürüme, yoksulluk, işsizlik ve fırsat eşitsizliğinin artmasına yol açar. Kamu kaynaklarının adil dağıtılmaması, sosyal yardımların hak temelli olmaktan çıkıp, keyfi uygulamalara dönüşmesi toplumun en kırılgan kesimlerini daha da savunmasız bırakır.

Bu nedenle bu tür belirtileri hassasiyetle takip ederek adaletin, liyakatin ve şeffaflığın güçlendirilmesi; tüm bireylerin hukukun üstünlüğü ilkesine güven duymasının sağlanmasına özen göstermek milli bekanın gereğidir.