Ahlak, doğruluk, inanç ve yalan söylememe gibi değerler, bireylerin kimlik gelişiminde temel bir rol oynar. Ancak bu değerleri en çok vurgulayan kişilerin, pratikte bu alanlarda en zayıf alanları olduğu gerçeği, sosyal yaşamın sıkça gözlemlenen bir çelişkisidir. Bu makalede, söz konusu paradoksu eleştirel bir bakış açısıyla irdelemeyi çalışacağım.

Söylemle Davranışlar Arasındaki Uçurum

İnsan doğası gereği, eksikliğini hissettiği alanları telafi etme eğilimindedir. Bu nedenle, dürüstlükten sürekli bahseden bir kişinin, aslında dürüstlük konusunda sorunlar yaşaması şaşırtıcı değildir. Benzer şekilde, inanç üzerine uzun nutuklar atanların, gündelik yaşamda bu inancı içselleştirmemesi, sosyal ilişkilerde sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu olgu, bireyin söylem ve eylem arasındaki tutarsızlığını gözler önüne serer.

Aşırı Vurgulama Savunma Mekanizmasıdır

Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, bu durum bir savunma mekanizması olarak açıklanabilir. Birey, zayıf olduğu alanı güçlü göstererek hem kendini hem de çevresini ikna etmeye çalışır. Ancak bu çaba, gerçek davranışlarla desteklenmediğinde, söylemler yalnızca bir maskeye dönüşür. Toplum, bu maskeyi zamanla fark eder ve güven ilişkisi zedelenir. Sizlerle tarihe not düşen bir anıyı paylaşmak istiyorum.

Konya’ya bir gelişinde İnönü, halka hitaben yapacağı konuşmayı hazırlarken CHP Konya İl Başkanı Fevzi Çelik ona şöyle der:

- ‘Paşam, Konya’da uzun konuşmaya lüzum yoktur. Konyalıyı bir kelime ile kazanabiliriz.’

- ‘Nedir o kelime Fevzi Bey?’ ‘Paşam Konyalıya Allah deyin yeter…’

Ertesi gün Paşa konuşmasını yapmış. Fevzi Çelik, akşam olunca Paşa’ya;

- ‘Efendim, Allah demedeniz,’ deyince; ‘Allah’a ısmarladık, dedim ya Fevzi Bey…’

Bu paradoksun toplumsal etkileri oldukça derindir. Söylem ile eylem arasındaki uçurum, bireyler arası güveni aşındırır ve değerlerin içinin boşalmasına yol açar. Ahlak ve doğruluk gibi kavramlar, yalnızca dile getirildiğinde değil, yaşamın her anında tutarlı bir şekilde uygulandığında anlam kazanır. Aksi halde, bu değerler insanların samimi duygularını zamanla aşındırır.

Sosyal hayatta gözlemlenen bu çelişki, bireylerin değerleri savunma biçimlerini sorgulamamızı gerektirir. Gerçek erdem, söylemde değil, davranışta saklıdır. Bu nedenle, bir kişinin karakterini anlamak için sözlerine değil, eylemlerine bakmak gerekir. Söylem ile eylem arasındaki mesafe, bireyin gerçek kimliğini ortaya koyan en güçlü göstergedir.