Konuşmasında düzenlemenin bir “torba kanun” niteliği taşıdığını ifade eden Avşar, teklifin deprem ve yapı güvenliği gibi önemli başlıklarla sunulmasına rağmen detaylarda denetim ve yetkinin merkezi idarede toplandığını savundu. Avşar, bu durumun mülkiyet hakkını zedelediğini ve yetki gaspına yol açtığını öne sürdü.
Kanun teklifinin gerekçesinde deprem gerçeğine vurgu yapıldığını hatırlatan Avşar, buna rağmen riskli yapıların dönüşümü konusunda somut adımların yer almadığını belirtti. Geçmişte çıkarılan imar aflarını hatırlatan Avşar, “Depremden söz ediliyor ama torbanın içinde deprem yok” ifadelerini kullandı.
Teklifte yer alan bazı maddelerin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini savunan Avşar, özellikle kooperatif ortaklarının taşınmazları üzerindeki tasarruf yetkisinin sınırlandırılmasını eleştirdi. Ayrıca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na geniş yetkiler verilmesini de “mülkiyet hakkına müdahale” olarak değerlendirdi.
Avşar, düzenlemede belediyelere yönelik kısıtlamalara da dikkat çekerek, yerel yönetimlerin yeni şirket kurma veya ortak olma gibi işlemlerinin Cumhurbaşkanı iznine bağlanmasının “açık bir yetki gaspı” olduğunu ifade etti. Belediyelerin zaten Sayıştay denetimine tabi olduğunu hatırlatan Avşar, bu düzenlemeyi gereksiz bulduğunu dile getirdi.
Depreme hazırlık konusunda yeterli bütçe ayrılmadığını savunan Avşar, belediyelerin hem mali hem de idari açıdan baskı altında olduğunu öne sürdü. Avşar, merkezi yönetimin yerel yönetimlerle iş birliği yapmak yerine yetkilerini sınırladığını ve bunun vatandaşlara olumsuz yansıdığını ifade etti.
İktidarın “deprem siyaset üstüdür” söylemiyle hareket ettiğini ancak uygulamada bunun karşılığının görülmediğini belirten Avşar, çözümün iş birliği ve ortak akıl olduğunu vurguladı. Avşar, mevcut teklifin bu anlayıştan uzak olduğunu savunarak eleştirilerini tamamladı.







