Meclis bünyesinde kurulan ve 4 ay boyunca çalışan "Suça Sürüklenen Çocukların Araştırmasına İlişkin Komisyon"un 790 sayfalık bir rapor hazırladığını hatırlatan Avşar, süreç boyunca akademisyenler, yargı mensupları ve bakanlık temsilcilerinin dinlendiğini aktardı. İçişleri Bakanlığı’nın Komisyona sunduğu verilere değinen Avşar, 2020-2025 yılları arasında kişilere karşı işlenen suçlarda suça sürüklenen çocuk sayısının %58,9, organize suçlarda ise %236,4 arttığını ifade etti. Çocukların en çok karıştığı suç türlerinin sırasıyla kasten yaralama (%44,5), hırsızlık (%12,8), uyuşturucu (%8), tehdit (%6,6) ve cinsel suçlar (%4,3) olduğunu kaydeden Avşar, uyuşturucu suçlarına ilişkin çocuk dosyalarında %21,6 artış yaşandığını ve mahkeme aşamasındaki dosya sayısının 14.224’e ulaştığını belirtti.

Hazırlanan kapsamlı komisyon raporunun kanun teklifine yansıtılmadığını öne süren Avşar, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Elimde gördüğümüz Meclis’te kurulan ve 4 ay boyunca çalışan ‘Suça Sürüklenen Çocukların Araştırmasına İlişkin Komisyonun Raporu, tam 790 sayfa. Süreç boyunca toplantılar ve saha çalışmaları gerçekleşmiş, bakanlık temsilcileri, yargı mensupları, akademisyenler, meslek grupları, yerel yönetimler dinlemiş ve sorunların tespiti yapılarak ilgili kurumların ödevleri ortaya konulmuştur. Ancak bütün bunlar ne zaman yapılıyor? 25 yılın sonunda, sorunlar ayyuka çıkınca, yeni nesil suç örgütleri mantar gibi türeyince ve sokak ortasında çocuklarımızın canına kıyılınca… Görüşmekte olduğumuz kanun teklifine baktığımızda, kafamızı iki soru kurcalamakta; birincisi, Görüşmekte olduğumuz Kanun teklifi, hazırlanmış ve genel kurula sunulmuş, peki bu külliyattan (komisyon raporu) faydalanıldı mı? Şayet faydalanmadıysa bu rapor neden hazırlandı? Önemli olan, bu raporlardan ilgili kurumlar paylarına düşeni alacak mı? İlgili kurumların ödevlerini hakkıyla yapıp yapmadıkları takip edebilecek mi? Yoksa bunlar da diğer raporların kaderini mi yaşayacak?”

Teklifin genel gerekçesinde yer alan olumlu ifadelere rağmen maddelerde ceza odaklı bir yaklaşım sergilendiğini iddia eden Avşar, kök sebeplere inilmediğini vurguladı:“Sunulan kanun teklifi, çocuk adalet sisteminin temel taşı olan koruyucu, önleyici ve onarıcı yaklaşımı terk ederek, çocuklara yönelik cezalandırıcı ve güvenlikçi bir anlayışı merkeze almıştır. Örneğin bu metinde ‘ceza’ kavramı 73 kez tekrarlanırken, ‘çocuk yoksulluğu’ hiç geçmemektedir. Mesele sivrisinek avlamak değil, bataklığı kurutmaktır.”

Teklifin 4. ve 5. maddelerindeki ebeveynlere yönelik ceza artırımlarını da değerlendiren Avşar, ceza hukukundaki kusur ilkesine dikkat çekti:“Üzerinde konuştuğumuz 4. madde de aynı durum söz konusudur. Maddede; ‘…. Faile bu madde uyarınca verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır’, şeklinde ebeveynlere verilecek cezaları artıran ibareler bunun açık bir göstergesidir. Bu maddenin ilk üç fıkradaki ceza artırımları caydırıcılık yönünden savunulsa da çocuğun işlediği bağımsız ve kasıtlı bir suçun faturası, ‘bakım yükümlülüğünü ihlal ettikleri’ gerekçesiyle anne ve babaya kesilmektedir. Ailenin ihmali ile çocuğun kasten adam öldürmesi arasındaki illiyet bağı ceza hukuku anlamında doğrudan ve kusura dayalı bir bağ değildir.”

Hüseyin Aydoğdu adaylığını açıkladı
Hüseyin Aydoğdu adaylığını açıkladı
İçeriği Görüntüle

Avşar, başarılı bir adalet sisteminin ceza miktarıyla değil, çocukları sistemin ve suçun dışında tutabilme başarısıyla ölçülmesi gerektiğini ifade ederek kanun teklifinin mevcut haliyle yetersiz olduğunu savundu.