S-400 MÜ OOO SÜPER

Nasıl süper olmasın? Basıyorsun düğmeye, bir jetten 22 kat daha hızlı hareket ederek hedefe ulaşıyor. Sonra güüm diye bir patlama… Hay maaşallah. Teknoloji işte budur. Amerikanın Patriotu nasıl? Eskaza canı ister de hedefi tespit ederse, Saddam’ın Scudu gibi yalpalana yalpalana, belki akşam belki yarın, belki yarından yakın hedefi kovalayan, yakalarsa ebeleyen üçüncü sınıf bir sistem. Siz olsanız Patriot mu derdiniz S-400 mü? Şunu da unutmayın; S-400’den vazgeçersek Patriotun bize verileceği hâlâ kesin değil. Tekrar söylüyorum, S-400’de basıyorsun düğmeye, uçan cisim masonların şaşı gözü bile olsa anında fırlayıp o gözü oyuveriyor. Mason terbiyecisi mübarek!

S-400 ile ilgili son zamanlarda sayısız yayınlar, paylaşımlar, bilgilendirmeler yapılıyor. Ülkece füze uzmanı olduk gibi bir şey. Ol veçhile teknik ayrıntılara girmenin bir anlamı yok. Uzun lafın kısası Rus füze teknolojisi Amerikan füze teknolojisini eşek sudan gelene kadar döver. Benim asıl vurgu yapmak istediğim, mevzunun siyasi sonuçlarıdır.
Biliyorsunuz ya da bilmelisiniz ki Doğu Akdeniz’de bir savaş alarmı var. Ordumuz kırmızı alarmda. Kuzey Kıbrıs diken üstünde. Emekli veya Ergeneken gibi kumpaslarla saf dışı bırakılmış tecrübeli askerlerimize “orduya” dön” diye çağrı kâğıtları geldi. Öte yandan Yunanistan, işgal edip asker ve mühimmat yerleştirdiği burnumuzun dibindeki kayalıklarda sürekli tatbikat yapıyor; tatbikatları Amerikan askerleri denetliyor. İsrail, Mısır, Yunanistan ve ABD deniz filolarından oluşan haçlı ittifakına İngiltere, İtalya, Fransa gibi devletlerin de er veya geç destek vereceği gün gibi âşikar. Bu arada Amerikanın Akdeniz’deki meşhur 6. Filosunu 1968’de kıble yapıp kutsayan, hatta tanrılaştıran ılımlı İslamcıların yüzü eminim bu yazdıklarımı okudukça ekşiyordur. Kusura kalmayın muhterem fesli pederler, sizin kutsallarınıza dokunmak zorundayım. 

İyi de bu kadar gerginlik niyedir, nicedir diye soranlar varsa da öğrensinler: Doğu Akdeniz’de, burnumuzun dibinde gani gani petrol ve doğalgaz rezervleri bulundu ey ahali. Bunu bize yedirmek istemiyorlar. Bize yedirmemek için de tüm donanmamızı ani bir baskınla imha planı yaptılar. Dahası, eğer böyle bir çatışma olursa Türkiye’nin bunu savaş sebebi saymamasını, NATO’da kalmaya devam etmesini, kusura kalamamasını, olayı büyütmemesini istiyorlar. Evet, açıkça bunları istiyorlar. Daha doğru bir tabirle buna cüret ediyorlar. Hatta daha da doğrusu gavurlaştıkça gavurlaşıyorlar.

Türkiye işte böyle hassas bir vartadan geçiyor. Bilmeyenler öğrensin, sağır sultanlar duysun, körler görsün istedim. İstanbul’daki belediye seçimine hükûmet ne diye “bekâ sorunu” dedi. Çünkü savaş durumunda İstanbul’un “milli” yönetimi çok önemli. Dev gibi şehir, orayı en iyi şekilde kontrol etmek gerekiyor. Deniz yolu, hava yolu, kara yolu orada kesişiyor. Her çeşit hainliğin önüne geçmek, düşmanın manevralarına izin vermemek gerekiyor. Rum da orada, Rus da orada, Ermeni de orada, Yahudi de orada, Arap da orada, şarap da orada…

Birileri de şöyle diyebilir:
“Yahu bu Ruslar bize dost bir millet değil ki, ne diye onlara sarılıyoruz?”
Ula uşağum, o iş öyle değil, senin düşmanlık diye tabir ettiğin soğuk savaş döneminin altından çok sular aktı. Moskoflar tarih oldu. Leningrad, Stalingrad oldu. Daha da önemlisi şu anda Rusya’nın yönetiminde Türkler önemli bir paya sahip oldu. Mesela Rus Dış İşleri Bakanı Şoygu, Altay Türk’ü. Başka Türk asıllı bakanlar da var ve bunların tamamı Türklük bilincine hâiz şuurlu kimseler. Bunun dışında çeşitli üst düzey mevkiilerde çok sayıda Türk asıllı veya Türk dostu simalar var. Peskov ayrıntısı çok dikkate şayandır, incelemek lazım. Hepsini geçtim, Putin’in kendisi gençliğinde Türkiye’de görev yapmış, Ankara’nın ayazını Moskova ile kıyaslama şansı yakalamış bir kimsedir. Ruslar bize dost mu diye soranlar bunları göz önünde tutarak düşünmeli. 

Elbette devletler arası ilişkilerde duygusallık olmaz; zira söz konusu mesele devletin âli menfaati ve esenliğidir, elin oğlu fırsatını yakalarsa ezer geçer, dostluk dinlemez vesselam. Dolayısıyla her dâim uyanık olmak gerektir, ona eyvallah. Velakin ben ya da benim gibi düşünenler Rusya bizim katıksız dostumuz demiyorlar ki zaten! 

Biz ne diyoruz öyleyse? “Yeni stratejik müttefikimiz Rusya’dır, siyonist Amerika düşmanımızdır” diyoruz. Kötü mü diyoruz? Türkiye’nin ne işi var NATO’da diye soracak olanlar da şunu bilsinler; biz NATO’da kendi hür irademizle bulunmuyoruz, tutsak durumdayız. Haçlı ordusu NATO’da Türkiye’nin elbette ne işi var! Şimdiye kadar bir faydasını gördük mü, görmedik. Zararını gördük mü? Ohooo… Ohoooo… Hem de ne zararlar, Allah muhafaza… O hâlde ne diye çıkmıyoruz NATO’dan..? Yahu dedim ya, çıkamıyoruz, tutsağız. Adamlar hücrelerimize kadar sirayet etmişler, Türkiye’yi vahşice sömürüyorlar, göz açtırmıyorlar. Sizin gibi benim gibi garibanların demesiyle olsaydı keşke…

S-400’ün siyasi sonuçlarını, bu çizdiğim perspektiften sonra siz de az çok anlamış olmalısınız.
S-400, bir tavırdır, duruştur.
S-400, dosta güven, düşmana gözdağıdır.
S-400, teknolojidir, çığırdır.
S-400, onursuz bir kölelik sürecinin sonu, gururlu bir bağımsızlık sürecinin başlangıcıdır.
Şimdiden kelli, sağda solda S-400’lerin gelmesini eleştiren, Batı Blokundan uzaklaşmamızı hazmedemeyen mason kılıklılara rastlarsanız, fütursuzca mason suratlarına tükürebilirsiniz.

Muhammed GÖMÜK
Tay-Der Başkanı

YORUM EKLE

banner3